Hani bir şehrin üstüne kara kara bulutlar çöker ve ahanda şimdi yağmur yağacak diye tahminde bulunursunuz ve görüntüye bakarak bundan emin olursunuz ya ; ve sonra da yağmurun bir damlası bile düşmeden bulutlar şehri teğet geçer ve sonra da müneccimliğinizin beş para etmediğini anlarsınız . İşte onun gibi bir şey oldu bende Trabzon'un durumu. 12 Aralık 2010 tarihinde Şampiyonluk Alametleri diye bi şeyler yazmışım Trabzonspor hakkında. Ama yazının sonuna eklemişim de "Şimdilik hakediyorlar , ama şimdilik ..." . Hala da hakettiklerini düşünüyorum şahsen ama kim bilirdi ki Brezilyalı muhteşem Alex'in Fırtınayı tek başına melteme çevireceğini . Son beş yılda şampiyon olan takımlar sırasıyla ikinci yarıda şu kadar puan kaybetmişler :- 2009-10 Bursaspor 9
- 2008-09 Beşiktaş 11
- 2007-08 Galatasaray 7
- 2006-07 Fenerbahçe 18
- 2005-06 Galatasaray 9
Trabzonspor'un aslına bakarsanız ikinci yarıda kaybettiği puan şu ana kadar 11 ve gerçekten bir şampiyon olabilmek için görünüş itibariyle makul bir rakam. Ama Fenerbahçe'nin ikinci yarıda gösterdiği akla ziyan performansı ve topu topu 2 puan kaybetmesi Trabzonspor'un bütün hesaplarını ve umutlarını altüst etti . Fenerbahçe'yi gösterdiği muazzam performanstan dolayı kutlamak gerekiyor çünkü yaptıkları iş o kadar büyük ki ben bir daha böyle bir şeyin yaşanabileceğini düşünmüyorum . Aynı yakın gelecekte bir Türk kulübünün herhangi bir Avrupa Kupasını bir daha kaldıramayacağını düşündüğüm gibi . Fenerbahçe'nin bu akılalmaz performansının son yılların en formda Trabzonspor'unun başına gelmesi son derece şanssız bir durum. Lig hala bitmedi ama ben bu saatten sonra F.Bahçe'nin aynı hatayı 3.kez tekrarlayacağını zannetmeyen güruhtanım . Kısaca özetleyelim , şampiyonluk sarı kanaryalıların olursa şayet Trabzonspor kaybetmedi , Fenerbahçe kazandı ...









Insua'yı kesip Hakan Balta'yı stopere kaydırmak akıllıcaydı . Sonuçta Balta her ne kadar son haftalarda formsuz olsa da ; geride oynayıp ta ligimizde çoğu forvet hattında oynayan futbolculardan daha iyi bir tekniğe sahip . Hagi beklerden ileriye topun daha özenli ve isabetli çıkmasını istedi büyük ihtimalle . Ayhan ve Elano'nun çizgiye yakın oynamaları Fenerbahçe kanatlarının vaktini ve emeğini çaldı , Dia ve Stoch'un daha teknik ayaklar karşısında topu görmesi diğer maçlara göre daha sınırlıydı. Çünkü karşısında en az 3 G.Saray'lı buldular . Cana hemen savunmanın önünde kesici pozisyonunda daha çok oynadı ve Alex ve Emre bu alanda diğer maçlara oranla daha fazla baskı yedi ve işler onlar için yolunda gitmedi . Elano'ya ayrı bir parantez açmalı . Maçtan sonra Rijkaard hakkında en ufak bir yorum yapmadı ve onunla hiç bir problemi olmadığını söyledi . Bunlar bence profesyonelce yapılmış klasik açıklamalar . Bir gerçek var ki bir oyuncuda ısrar edip ona güvendiğinizi hissettirirseniz farklı sonuçlar alabilirsiniz. Hagi Brezilya milli takımında oynayan bir adamın oynaması gerektiğini ve ona güvendiğini gerçek yerinde oynatarak gösterdi . Ondan daim olarak bundan sonra yararlanacaktır. Elano faktörü Caner'i geriye sürükledi ve bu yüzden hiç bir Fener atağında Caner'i Stoch'a yardım ederken göremedik .
Neill çoğu zaman Niang ile Kırkpınar'a çıkmış gibiydi . Yakın temasla Senegalli'yi yıldırmaya çalıştı ve genelde başarılı oldu . Fakat Niang'ın ne kadar güçlü bir isim olduğunu Fenerbahçe'nin en önemli pozisyonunda anlaşılabiliyor. Neill'ın çift sarıdan atılmamış olması Cimbom'un şansı diyelim . Fenerbahçe savunmasında Yobo çağdaş savunma anlayışının en iyi temsilini sergiledi . Fenerbahçe'nin sezon sonunda kiralık futbolcuyu kesinlikle kadrosuna katacağını düşünüyorum .Onun yerine Bilica oynasaydı bugün daha farklı şeylerden bahsedebilirdik. G.Saray'ın en önemli hücum gücü Pino'yu dengeleyen tek adam oydu . Pino'nun pozisyonları daha çok Lugano'nun zaaflarından kaynaklandı . Baros'un yokluğunda maçın en çok konuşulan ismiydi şüphesiz . En büyük zaafı şutu nerde ne zaman ve hangi mesafede çekeceği konusunda bir zamanlama eksikliği olması .
Her G.Saray maçından sonra röportajlarda kaleci Volkan'ın çaktırmadan laf sokma küstahlığı ve 0-0 biten bir maçın ardından Sabri'nin gereksiz 3'lü çektirmesi bu adamlar ne zaman akıllanır dedirtiyor insana . G.Saray 10 sene sonra bu sahada eli boş dönmedi bu yüzden yüzlerde tebessümlerin oluşması doğaldı . Asıl dikkat edilmesi gereken şey puan matematiği .İki takımda zirveden uzaklaşıyor . G.Saray bundan sonra sezonu kurtarmak adına yeni bir sayfa açıp acilen bir seri yakalamalı ve Ocak'ta forvete ve orta sahaya takviye şart . Hagi ve Tugay ile G.Saray'lı futbolcular beynini kullanmayı tekrar hatırlamış . Arda da gelsin Misimovic'den verim almaya başlarız herhalde...
Hani bazı ülkeler vardır , futbolla onları bağdaştıramazsınız. Kanada bunlardan birisidir mesela . Kanada denilince aklıma hep kış sporları gelir benim . Buradan bir futbolcu transfer edecek olsanız önyargılarınıza engel olamazsınız bir şekilde . Kanada'dan topçu mu çıkar diyesiniz gelir . Manisaspor Kanada'lı Simpson'u transfer ettiğinde çok iyi hatırlıyorum, kulübün bütçesi bunu almaya yetiyor galiba diye düşünmüştüm. Millwall ve Kaiserslautern geçmişini okuyunca bir izlemek lazım dedim . Oynadığı futbolla beni ters köşeye yatırdı ülkemize geldiğinden beri . Üç büyüklerde oynayıp ta sırıtmayacak , tekniği ve oyunu okuyuşu düzgün adamlardan birisidir gözümde . Bizim memlekete adı sanı duyulmamış adam gelecekse böyle olsun , dünden razıyız. Manisaspor onu sevmiş o Manisa'yı sevmiş işini yapıyor. Geçenlerde bir ara Four-Four Two'da röportajını okumuştum . Diyor ki "Bu kadar mutlu insanın bir arada olduğu bir ülke benim için şaşırtıcı . Dünyada bir çok yere gittim, böyle millet görmedim. Burada kendimi güvende hissediyorum" Huzur varsa başarı da geliyor icabında. Bu oyununu oynamaya devam etsin onu Manisaspor'da tutabilene aşkolsun ...

Son dönemde çoğu G.Saray taraftarı Cimbom'un deplasman maçlarında resmen kurdeşen dökmekte . İster adını ligimiz giderek zorlaşıyor koyun ya da ister G.Saray'ın muvaffak olamaması deyin G.Saray için deplasmanlar sıkıntı verici . Tabir yerindeyse bu ligde şampiyon olmak istiyorsan dışarıda kafadan en az 9 maçı kazanacaksın kardeşim . Peki daha az maç kazanarak şampiyon olunur mu ? Olunuyor olmasına elbette, fakat bu seferde iç sahanda müthiş işler yapman gerekiyor . Örneğin Lucescu'nun şampiyon G.Saray'ı deplasmanda sadece 7 maç kazanmasına rağmen Sami Yen'de 17 de 17 yapmıştı . G.Saray'ın son iki şampiyonluğunda kazandığı deplasman galibiyeti 11 . UEFA şampiyonu olduğu sezonla aynı rakam . Madem dışarıda kazanamıyorsun e o zaman en azından yenilmeyeceksin . Beraberlikler bile bazen işe yarayabiliyor. Aşağıdaki tablo son 6 sezonda şampiyon takımların 17 deplasmanda ne halt yediklerini gösteriyor. Şampiyonluk için kısacası 4'er 5'er beraberlikle süslenmiş 8-9 deplasman galibiyeti sizi ilk 3'e büyük ihtimalle sokuyor. İçerde de iyi olmak kaydıyla tabi ki ...








