Süper Lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Süper Lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Trabzonspor ve Şampiyonluk !

Hani bir şehrin üstüne kara kara bulutlar çöker ve ahanda şimdi yağmur yağacak diye tahminde bulunursunuz ve görüntüye bakarak bundan emin olursunuz ya ; ve sonra da yağmurun bir damlası bile düşmeden bulutlar şehri teğet geçer ve sonra da müneccimliğinizin beş para etmediğini anlarsınız . İşte onun gibi bir şey oldu bende Trabzon'un durumu. 12 Aralık 2010 tarihinde Şampiyonluk Alametleri diye bi şeyler yazmışım Trabzonspor hakkında. Ama yazının sonuna eklemişim de "Şimdilik hakediyorlar , ama şimdilik ..." . Hala da hakettiklerini düşünüyorum şahsen ama kim bilirdi ki Brezilyalı muhteşem Alex'in Fırtınayı tek başına melteme çevireceğini . Son beş yılda şampiyon olan takımlar sırasıyla ikinci yarıda şu kadar puan kaybetmişler :
  • 2009-10 Bursaspor 9
  • 2008-09 Beşiktaş 11
  • 2007-08 Galatasaray 7
  • 2006-07 Fenerbahçe 18
  • 2005-06 Galatasaray 9
Trabzonspor'un aslına bakarsanız ikinci yarıda kaybettiği puan şu ana kadar 11 ve gerçekten bir şampiyon olabilmek için görünüş itibariyle makul bir rakam. Ama Fenerbahçe'nin ikinci yarıda gösterdiği akla ziyan performansı ve topu topu 2 puan kaybetmesi Trabzonspor'un bütün hesaplarını ve umutlarını altüst etti . Fenerbahçe'yi gösterdiği muazzam performanstan dolayı kutlamak gerekiyor çünkü yaptıkları iş o kadar büyük ki ben bir daha böyle bir şeyin yaşanabileceğini düşünmüyorum . Aynı yakın gelecekte bir Türk kulübünün herhangi bir Avrupa Kupasını bir daha kaldıramayacağını düşündüğüm gibi . Fenerbahçe'nin bu akılalmaz performansının son yılların en formda Trabzonspor'unun başına gelmesi son derece şanssız bir durum. Lig hala bitmedi ama ben bu saatten sonra F.Bahçe'nin aynı hatayı 3.kez tekrarlayacağını zannetmeyen güruhtanım . Kısaca özetleyelim , şampiyonluk sarı kanaryalıların olursa şayet Trabzonspor kaybetmedi , Fenerbahçe kazandı ...

7 Mart 2011 Pazartesi

Tahammül edilecek adam : BURAK

Burak insanların kafalarında öyle farklı düşünceler meydana getiriyor ki , sempatik mi antipatik bir adam mıdır bir türlü karar veremiyorsunuz . Attığı golleri yakından tahlil ederseniz çoğunda dişe diş ikili mücadelelerinin meyvesini almış olduğunu göreceksiniz. Kaleye direk akın yaparken, yan yana ikili mücadelelerde kazanan çoğu zaman Burak . Hele Burak bir adım daha öndeyse onu tutabilene aşk olsun . Böylesine kuvvetli bir adamın şark kurnazlıklarına başvurup etten püften düşüşleri futbolseverlerin ve hakemlerin gözünde birden yaftalanmasına sebep oluyor. Yeni bir Arif Erdem olma yolunda ilerliyor anlayacağınız . Haklı olsa bile kredisi hakemlerin gözünde düşmeye başladı . Ama sadece sorumluluk alan , gidişata isyan eden yapıyla değil yabancı forvet yığınlarının içinde bizlere göz kırpan yerli bir forvet olması hasebiyle onun daha da gelişim göstermesini fazlasıyla istiyorum . Bazen memleket sınırlarını aşan bir futbol oynuyor .

21 Şubat 2011 Pazartesi

Bence Alex de bu dünyadan değil ...

"Alex Türkiye'de çok iş yapar ama Avrupa'da hiç bir halt edemez." İnanın bu tür yorumları duyunca artık bir G.Saray'lı olarak benim bile isyan edesim geliyor. Sanki Avrupa'da cayır cayır turları atlayıp oraların tozunu atmış futbolcular ve takımlarımız varmış gibi adamı neyle mukayese ediyoruz. Türkiye'de nefes alıp veriyoruz kardeşim , işimize bakalım. Bu ülkenin insanları sevinçlerinin yüzde doksandokuzunu bu topraklarda yaşıyor . Fenerbahçeliler o kadar şanslı ki , ülkemizde zekasıyla top oynayan ender adamların en iyisi olan Alex sarı lacivert formayı giyiyor. Verilen parayı yıllarca berekete çeviren kaç futbolcu varki günümüzde . Yıllarca top koşturduğu ligimizde rakamları altüst eden Alex'in bir kez olsun şımardığını , kendisini herkesten üstün gördüğünü gördünüz mü ? Adam içerde dışarda oynanan tüm kritik maçların çoğunda başrolü oynamış , daha ne olsun ...


Şu yukarıda attığı son golün güzelliğine bakın . Rüştü'yü geçtikten sonra sıfıra inip o tatlı bilekleriyle o açıdan topu o anda filelerle buluşturabilcek kaç adam var ligimizde. Alex imrenilecek bir adamdır . Terazinin kefelerini fazlasıyla altüst edecek bir adamdır. Koşmuyor , Avrupa'da oynayamaz diyen futboldan çakmayan tayfayı madara edecek adamdır. Ne Fenerbahçe'nin , ne Aziz Başkanın ne de Aykut'un elindeki bu hazineyi takımdan koparacak cesareti yoktur . Keşke bizim takımda da olsun dediğimiz Brezilyalının yaptığı işleri ve verdiği pasları toparlayıp derlemeli ve futbol okullarındaki çocuklara izletmeli . Kıskanmıyorum , imreniyorum ...

15 Şubat 2011 Salı

Deli olan sen misin İbo ?

"Köyde yetişmiş, ortaokul mezunu biri olarak size filozof numarası yapacak değilim.. Açık söyleyeyim, Beşiktaş sayesinde kitap okuyacak noktaya geldim.. Son 4-5 senedir de kitaplarla kendime rehabilitasyon uyguluyorum.. Porto’ya giderken havaalanında Alain de Botton’un kitabını seçtim.. Son günlerde okuduğum bir de Donald Trump’ın “Başarıya Giden 101 Yol” kitabı var..”

“Siz şimdi beni imtihan edersiniz Alain de Botton ile ilgili.. Kitabı alana kadar kim olduğunu fazla bilmiyordum.. Bilenlere sordum, felsefeyi günlük hayat diliyle anlatan, çok önemli bir yazarmış.. Gerçekten de öyle.. Ben Felsefenin Tesellisi’nden şunu anladım: Hayatta çok paran olabilir ama çok sağlam dostlukların olmayabilir.. Mal, mülk edinmek için çırpınmanın insana hiçbir hayrı yok.. Onun yerine gerçek dostlar kazanmak için çırpınmak daha büyük zenginlik getiriyor..”


“Kitaptan kendi hayatıma uyarladığım kavramlar da var: Mesela insan rahat olmalı.. Stres günümüzün hastalığı.. Kafanı acayip şeylere takarsan, bizim işte de, başka işlerde de başarının imkânı yok.. Çünkü stres direkt olarak işe yansıyor.. İyi bir profesyonelin işine odaklanması gerekiyor.. Stresin yaptığın işin önüne geçmesine izin vermeyeceksin..”


“Bir de tek başına yetenek yetmiyor.. Bir yerlere gelmek istiyorsan, yeteneğin yanına çalışmayı da eklemelisin.. O zaman uzun süre başarılı olabiliyorsun.. Kitapta da aynı mantığı görünce sevindim, çünkü bunu yıllardır uyguluyorum.. Tabii İsmail Köybaşı yandı şimdi.. Bu kitabı ona da okutturacağım ve bu mantığı onun kafasına yerleştireceğim..”


“Herkese tavsiye ediyorum.. Desinler ki, ‘Yahu top peşinde koşan Deli İbrahim bile kitap okuyormuş..’ Ve onlar da okusun.. Kitap okumak bir rahatlama ve kendini iyi hissetme yöntemi.. Rüştü ağabey sayesinde kitap okumaya alıştım.. Seyahatler, kamplar artık kitapsız geçmiyor..."

İbrahim Üzülmez'in 07.11.2010 tarihinde Vatan gazetesindeki röportajından ...

Futbolumuzun en orjinal ve bayrak isimlerinden birisi olan Üzülmez'in bu şekilde gidişinden herkes gibi ben de hazzetmedim. Aslında veda toplantısında Demirören'in olmaması daha makbuldü. Başkan milleti keriz yerine koydu resmen . Canım cicim laflarıyla kovdu Delinho'yu. İstese Demirören ile birlikte yanyana olmak zorunda değildi. Fakat ben onun giderayak takımında sorun yaratmak istemediği için bazı şeyleri sineye çektiğini düşünüyorum. Bu arada Toraman diken üstünde olacak bundan böyle. Yukarıda geçen röportajda renkli kişiliğini yansıtmış İbrahim . Ama yukarıda söylediği bir kaç cümleyi uygulayabilseydi şimdi onun gidişini konuşuyor olmazdık . Güle güle büyük kaptan !

1 Ocak 2011 Cumartesi

2010'da tribünleri kimler doldurdu ?

Bill Turianski'nin haritaları meşhurdur bilirsiniz . Bilmeyenler buraya bir göz atsın. Geçtiğimiz sezon seyirci ortalaması en yüksek 52 takımı rakamlarla verilmiş bu haritada . Ortalama sınırı 29.000 seyirciden tutmuş Bill. Bu rakamı aşan 52 takımın içinde Türkiye'den bir tek Fenerbahçe var. Yeni stadıyla gelecek sene G.Saray'ın da bu listeye gireceğini umut ediyorum . Şampiyon her zamanki gibi 16 takımla Almanya'dan . İlginçtir Almanya'dan Kaiserslautern ve İngiltere'den Newcastle United ile Derby County geçtiğimiz sezon bir alt ligler olan Bundesliga II ve Championship'te mücadele etmesine rağmen listeye girmeyi başarabilmişler. Portekiz takımı Benfica bir önceki sezona oranla seyirci sayısını % 40 arttırırken , İtalyan devi Milan'ın seyirci rakamları 2010'da % 28 gerilemiş. Juventus listede bile yok . Resme tıklarsanız ayrıntılı görebilirsiniz ...

23 Aralık 2010 Perşembe

Onur Kıvrak ve Rakamlar ...

Trabzonspor'un Ege'li kalecisi Onur Recep Kıvrak ilk kez Trabzonspor formasını , Ersun Yenal yönetiminde, 24.01.2008 tarihinde Fortis Türkiye Kupası'nda Gençlerbirliği'ne karşı giydi . Maçı Trabzonspor 3-2 kazanmıştı . İlk resmi maçında kalesinde 2 gol görmüştü Onur. Henüz 20 yaşındaydı ve heyecanlıydı . Belçikalı teknik adam Hugo Broos'un kalede Tony Sylva'yı tercih etmesinden ötürü daha sonra Onur Kıvrak ismini fazla işitmedik ve hatta çoğumuz onu tanımıyorduk bile .

Şenol Güneş başa gelir gelmez kaleyi Onur'a teslim etti ve o zamandan beri Türk futbolunun yeni bir milli kalecisi oldu . Onur gelecek hafta 23 yaşına basacak .Genç kalecinin şu ana kadar gösterdiği grafik hiç te fena değil . İlk maçından şu ana kadar toplam 53 resmi maçta eldiven giymiş . Bunların ikisi milli maç . Yediği gol sayısı 39 . Ve 23 maçta kalesinde hiç gol görmemiş . Bu yaşta bir kaleci için oynadığı maç sayısından daha az gol yemek çok önemli bir unsur . Bütün maçlarında 90 dakika kalede kalmış. İlk yarıda Trabzonspor'un en fazla süre görev alan futbolcusu . Soyadına nazire yaparcasına sahada gösterdiği kıvrak kurtarışları ve takım savunmasının düzene girmesi onu az gol yiyen önemli kalecilerden birisi yaptı . Takım arkadaşları ona güveniyor ve en başta zamanın büyük kalecilerinden birisi olan Şenol Güneş gibi bir hocayla çalışması onun için bulunmaz bir nimet . Nazar değdirmek istemem ama kafadan bir 10 sene Türk futboluna damgasını vuracak bir kaleciyle karşı karşıyayız. Umarım yanılmam ....

12 Aralık 2010 Pazar

Şampiyonluk alametleri ...

Oynadığı son 10 maçın 9'unu kazanıp 1'inde berabere kaldı Trabzonspor . Dolayısıyla şu son 10 maçlık dönemeç puan cetvelindeki yerini fazlasıyla etkiledi . Hiç bir büyük maçı kaybetmedi , aksine kazandı. Şu ana kadar attığı 37 golü 11 farklı isim atmış . Ne kadar çok futbolcu gol atıyorsa , o yerde takım oyunu oynanmasına delalet . Cale dışında tüm yabancıları golle tanışmış. Yabancı transferlerin işlerliği adına önemli bir gösterge. Takımdan ayrılan Teofilo'nun bile 4 golü var . Umut, Burak ve Jaja'nın attığı gol sayısı 22 . Bu da gösteriyor ki forvet hattı takır takır çalışıyor . 8 deplasmandan alınan 6 galibiyet ve 2 beraberlik hiç mi hiç fena değil. Ligin en az gol yiyen takımı .Demek ki kaleci ve savunma hattı da bir şeyler yapıyor . Üç büyüklere 9,12 ve 19 puan takmış durumda . Şenol Güneş sistemini oturtmuş , futbolcular sözünden zerre kadar çıkkmıyor . Seyirci yana yakıla şampiyonluğa hasret , her maç daha da coşuyor. Trabzonlular kadar takımıyla bir bütün olan seyirci topluluğu bu sene ligimizde hiç görmedim . İkinci devrede saçma sapan puan kayıpları serisi yakalamazsa 2011 yılının şampiyonu gözümüzde belli . Allah nazardan saklasın . Şimdilik hakediyorlar , ama şimdilik ...

8 Kasım 2010 Pazartesi

İbrahim Akın

Dünya Şampiyonu'nun hocası Del Bosque zamanında onun için İspanya'da futbol oynasaydı , İspanya'yı coştururdu demişti çok iyi hatırlıyorum . Altay'da oynarken onu bizzat canlı izlemiştim . Manyak top oynuyordu ve sonrasında Beşiktaş kaptı. Sonra Del Bosque'nin has adamı oldu . Tigana ve özellikle Rıza Hoca döneminde söndü (daha doğrusu söndürüldü) .İBB'de müthiş top oynuyor . Seyirci yok baskı yok. Herkes topu ona oynuyor. Acaip sinir bozucu (rakipler için tabi ki)bir tekniği var ve yaşı 26 . Şutları ve pasları düzgün. Biraz daha takım savunmasına katkıda bulunsa , bu adamın harbiden burda ne işi var diyeceğim. Üzerine düşülse milli takımın bile fix elemanı olur. Niye böyle adamları sıradanlaştırıp bir kenara atıyoruz ki? Yıldız futbolcu ararken şöylelerini sümen altı etmek israf değil de ne ?

25 Ekim 2010 Pazartesi

Geldi bir puan, her şey süt liman...!

Aşırı motivasyonla yüklenmiş kontrolsüz oyun ve bunun getirisi olan bilinçsiz pres hep Saraçoğlu'nda Cimbom'un belini başını kırıyordu bugüne dek . Sinir harbinde geçen oyunlar daha çok G.Saray'lı futbolcuları etkiliyordu ve Fenerbahçe 10 sene boyunca aklı başında futbolunu seyircisiyle süsleyip bir seri yakaladı . Şimdi ne oldu? Yıllar sonra ilk defa G.Saraylı futbolcuları sakin ve kontrollü gördük. Rijkaard döneminde hakim olan yumuşak oyun yerini biraz daha sertliğe ve yardımlaşmaya bıraktı . Evet, ben aylar sonra ilk defa Cimbom'lu futbolcuları bu kadar topa sert ve pres yapan anlayışla gördüm . Bu sertlik ve bilinç sadece bu maça yönelik midir , önümüzdeki haftalar gösterecek .Fakat bir gerçek var ki Hagi'nin felsefesinde rakibi rahatsız etmek , ısırmak , oyununu kabul ettirmek ve güçlü bir orta saha var.
Insua'yı kesip Hakan Balta'yı stopere kaydırmak akıllıcaydı . Sonuçta Balta her ne kadar son haftalarda formsuz olsa da ; geride oynayıp ta ligimizde çoğu forvet hattında oynayan futbolculardan daha iyi bir tekniğe sahip . Hagi beklerden ileriye topun daha özenli ve isabetli çıkmasını istedi büyük ihtimalle . Ayhan ve Elano'nun çizgiye yakın oynamaları Fenerbahçe kanatlarının vaktini ve emeğini çaldı , Dia ve Stoch'un daha teknik ayaklar karşısında topu görmesi diğer maçlara göre daha sınırlıydı. Çünkü karşısında en az 3 G.Saray'lı buldular . Cana hemen savunmanın önünde kesici pozisyonunda daha çok oynadı ve Alex ve Emre bu alanda diğer maçlara oranla daha fazla baskı yedi ve işler onlar için yolunda gitmedi . Elano'ya ayrı bir parantez açmalı . Maçtan sonra Rijkaard hakkında en ufak bir yorum yapmadı ve onunla hiç bir problemi olmadığını söyledi . Bunlar bence profesyonelce yapılmış klasik açıklamalar . Bir gerçek var ki bir oyuncuda ısrar edip ona güvendiğinizi hissettirirseniz farklı sonuçlar alabilirsiniz. Hagi Brezilya milli takımında oynayan bir adamın oynaması gerektiğini ve ona güvendiğini gerçek yerinde oynatarak gösterdi . Ondan daim olarak bundan sonra yararlanacaktır. Elano faktörü Caner'i geriye sürükledi ve bu yüzden hiç bir Fener atağında Caner'i Stoch'a yardım ederken göremedik . Neill çoğu zaman Niang ile Kırkpınar'a çıkmış gibiydi . Yakın temasla Senegalli'yi yıldırmaya çalıştı ve genelde başarılı oldu . Fakat Niang'ın ne kadar güçlü bir isim olduğunu Fenerbahçe'nin en önemli pozisyonunda anlaşılabiliyor. Neill'ın çift sarıdan atılmamış olması Cimbom'un şansı diyelim . Fenerbahçe savunmasında Yobo çağdaş savunma anlayışının en iyi temsilini sergiledi . Fenerbahçe'nin sezon sonunda kiralık futbolcuyu kesinlikle kadrosuna katacağını düşünüyorum .Onun yerine Bilica oynasaydı bugün daha farklı şeylerden bahsedebilirdik. G.Saray'ın en önemli hücum gücü Pino'yu dengeleyen tek adam oydu . Pino'nun pozisyonları daha çok Lugano'nun zaaflarından kaynaklandı . Baros'un yokluğunda maçın en çok konuşulan ismiydi şüphesiz . En büyük zaafı şutu nerde ne zaman ve hangi mesafede çekeceği konusunda bir zamanlama eksikliği olması .
Her G.Saray maçından sonra röportajlarda kaleci Volkan'ın çaktırmadan laf sokma küstahlığı ve 0-0 biten bir maçın ardından Sabri'nin gereksiz 3'lü çektirmesi bu adamlar ne zaman akıllanır dedirtiyor insana . G.Saray 10 sene sonra bu sahada eli boş dönmedi bu yüzden yüzlerde tebessümlerin oluşması doğaldı . Asıl dikkat edilmesi gereken şey puan matematiği .İki takımda zirveden uzaklaşıyor . G.Saray bundan sonra sezonu kurtarmak adına yeni bir sayfa açıp acilen bir seri yakalamalı ve Ocak'ta forvete ve orta sahaya takviye şart . Hagi ve Tugay ile G.Saray'lı futbolcular beynini kullanmayı tekrar hatırlamış . Arda da gelsin Misimovic'den verim almaya başlarız herhalde...

17 Ekim 2010 Pazar

Joshua Simpson

Hani bazı ülkeler vardır , futbolla onları bağdaştıramazsınız. Kanada bunlardan birisidir mesela . Kanada denilince aklıma hep kış sporları gelir benim . Buradan bir futbolcu transfer edecek olsanız önyargılarınıza engel olamazsınız bir şekilde . Kanada'dan topçu mu çıkar diyesiniz gelir . Manisaspor Kanada'lı Simpson'u transfer ettiğinde çok iyi hatırlıyorum, kulübün bütçesi bunu almaya yetiyor galiba diye düşünmüştüm. Millwall ve Kaiserslautern geçmişini okuyunca bir izlemek lazım dedim . Oynadığı futbolla beni ters köşeye yatırdı ülkemize geldiğinden beri . Üç büyüklerde oynayıp ta sırıtmayacak , tekniği ve oyunu okuyuşu düzgün adamlardan birisidir gözümde . Bizim memlekete adı sanı duyulmamış adam gelecekse böyle olsun , dünden razıyız. Manisaspor onu sevmiş o Manisa'yı sevmiş işini yapıyor. Geçenlerde bir ara Four-Four Two'da röportajını okumuştum . Diyor ki "Bu kadar mutlu insanın bir arada olduğu bir ülke benim için şaşırtıcı . Dünyada bir çok yere gittim, böyle millet görmedim. Burada kendimi güvende hissediyorum" Huzur varsa başarı da geliyor icabında. Bu oyununu oynamaya devam etsin onu Manisaspor'da tutabilene aşkolsun ...

6 Ekim 2010 Çarşamba

Es Es Bülent !

Başka bir takımı çalıştırırken o kişiyle flört ettiği için suçludur ESKİŞEHİRSPOR ! Gizli bir yakınlaşma olmuş , kimse kimseyi kandırmasın .

Bula bula Bülent Hoca gibi bir saatli bombayı baştan hoca olarak kabul edip güzelim takımı ona emanet ettiği için suçludur BUCASPOR ! Uyum süreci daha da uzayacaktır şimdi . Ama yine de hayırlı olmuştur onlar için . Felaketin eşiğinden dönülmüştür kimbilir !

Dikkat edin Es Es ! Bugün başkasını satıp yarı yolda bırakan birisi yarın sizi de havada karada satar . Mesafeli olun bu herife .Eskişehirliler isterseniz Uygun'la harikalar yaratın , ama benim midem kaldırmıyor artık bu adamı . Kulübenin camlarına da sahip çıkın , hani kırar filan ,zeval gelmesin. Bandonuz fazla oynak şeyler çalmasın, Bülent Hoca gaza gelir belki showunuz güme gider . Pek fazla hazzetmezdim zaten , iyice tiskindim bu adamdan be ..!

2 Ekim 2010 Cumartesi

G.Saray'ın Deplasmanları

Son dönemde çoğu G.Saray taraftarı Cimbom'un deplasman maçlarında resmen kurdeşen dökmekte . İster adını ligimiz giderek zorlaşıyor koyun ya da ister G.Saray'ın muvaffak olamaması deyin G.Saray için deplasmanlar sıkıntı verici . Tabir yerindeyse bu ligde şampiyon olmak istiyorsan dışarıda kafadan en az 9 maçı kazanacaksın kardeşim . Peki daha az maç kazanarak şampiyon olunur mu ? Olunuyor olmasına elbette, fakat bu seferde iç sahanda müthiş işler yapman gerekiyor . Örneğin Lucescu'nun şampiyon G.Saray'ı deplasmanda sadece 7 maç kazanmasına rağmen Sami Yen'de 17 de 17 yapmıştı . G.Saray'ın son iki şampiyonluğunda kazandığı deplasman galibiyeti 11 . UEFA şampiyonu olduğu sezonla aynı rakam . Madem dışarıda kazanamıyorsun e o zaman en azından yenilmeyeceksin . Beraberlikler bile bazen işe yarayabiliyor. Aşağıdaki tablo son 6 sezonda şampiyon takımların 17 deplasmanda ne halt yediklerini gösteriyor. Şampiyonluk için kısacası 4'er 5'er beraberlikle süslenmiş 8-9 deplasman galibiyeti sizi ilk 3'e büyük ihtimalle sokuyor. İçerde de iyi olmak kaydıyla tabi ki ...

14 Eylül 2010 Salı

Bu adam hep gol atsın !

Yattara gününde olsun tadından yenmez. Adamın hiç sıradan gol attığına şahit olamıyoruz. Hele Sivasspor kalecisi Ramovic'e attığı öyle bir feyk'i vardı ki jenerikçiler 15 sene bu görüntüyü kullansın . Kaptanlık bandı ona fena halde yaramış ...

13 Eylül 2010 Pazartesi

Beklemek lazım ..!

Futbol basit oynandığı zaman güzel bir oyun fakat bir gerçek var ki basit oyunu ancak kadife ayakların çokluğu ile oynayabilirsiniz. Misimovic'ten yararlanabilmenin yolu onun sade, şık ve tek dokunuşlarına aynı seviyede ayak uydurabilecek adamlarla yakın oynaması. Ayhan bir noktaya kadar bu işi kurtarabilir ama Sarp ile Misimovic ahenginden bahsetmek açıkçası biraz zor . Dolayısıyla şu aşamada rakibini boğan ve hızlı bir oyun oynayan bir Cimbom'dan bahsetmek kolay değil . Arda ile Misimovic'i aynı takımda izleyebildiğimiz zaman futbolun güzelliklerinden bahsedebiliriz diye düşünüyorum . Misimovic ilk maçında Türkiye üzerine ufak tefek analizler yapmıştır büyük ihtimalle . Sert ve oynatmamaya dayalı futbolumuzun Bosnalı'ya futbolunda yeni açılımlar vereceği kanısındayım . Türkiye ona agresif olmayı öğretcektir. Misimovic bu takıma faydalı olacak ama onun verkaçları ve pas trafiğini yönetebilmesi için biraz öncede söylediğim gibi yakın oynayan hareket halindeki orta saha elemanlarına ihtiyacı var . Üç antreman yapıp, ilk defa hiç oynamadığı adamlarla beraber top oynayıp sırıtmaması onda bir şeyler olduğunu, kalitesini gösteriyor. Misimovic'i ilerleyen haftalarla en iyi anlayabilecek adamlar Arda, Kewell ve Baros olacak . Arda ile yapacağı kobinasyonlar , Kewell ile yapacağı basit top alışverişleri hoş olacak gibi duruyor. Arda'da bu takıma girdiği zaman Baros'a gol pozisyonu hazırlamak daha kolay olacak ve Baros'un oyun yapısını Bosnalı bir kaç hafta içinde çözer . Insua oyundan hiç kopmayan konsantrasyonu yüksek bir oyuncu . Fakat onu ligimizde zorlayacak çok kaliteli kanat adamları mevcut , bu yüzden beklemek lazım . Elano'yu da kazanmak lazım diyoruz ama bir de o gayret etsin be abi . Daha ne zaman üst üste kalitesini gösterecek acep ? Bu arada Sabri'yi özlemişiz , söylemeden geçmeyelim.



G.Saray'ı özetlemek gerekirse ; yaşanılan onca süreçten sonra bugün sadece ve sadece kazanmak gerekiyordu , onu da bir şekilde becerdiler . Geçen sezonu da hesaba katarsak , G.Saray 9 resmi maç sonra kalesinde gol görmedi . Ufuk için iyi moral oldu . Antep'in acil galibiyete ihtiyacı var . Gaziantep aslında tabanca gibi takım ve gelecek hafta veya haftalarda birisine fena patlayacak ve iyi olacaklar , mağlubiyet yanıltmasın . G.Saray'ın bu takım karşısındaki galibiyetinin değeri ilerde daha iyi anlaşılır gibime geliyor. Bu haftadan itibaren benim için lig resmen başladı ....

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Ömer Erdoğan

2007-2008 sezonunda Ali Sami Yen'de oynanan G.Saray-Bursaspor maçının son dakikasında bilinçli bir şekilde kart görerek (gelecek haftaki lig maçında forma giymek için böyle yaptı) , G.Saray teknik direktörü Feldkamp'a Almanca karşılık vererek dumura uğratmasından sonra ayrı bir gözle bakmıştım Ömer'e .Ömer de ligimizin gurbetçi futbolcularından birisi ve oynadığı her takımda görevini sadıkıyla yerine getiren haşin bir futbol anlayışına sahip. Tekmelere kafasını uzatacak kadar cesaretli , pozisyon almasını iyi bilen ve rakip kaleyi sürekli yoklayan bir defans adamı. Almanya'da yetişmiş olmanın verdiği futbol bilgisi ve taktik okuyuşu ve uygulayışı fazlasıyla tatmin edici . Hatta G.Saray formasıyla Kadıköy'de F.bahçe'ye gol atmışlığı da var . Neyse Ömer'i uzun uzadıya anlatmaya gerek yok . Sorun geçtiğimiz sezon futboluyla pırıl pırıl parlayan bu adamın neden hala milli takıma çağrılmadığı . Trabzonspor'lu Egemen ile birlikte çatır çatır hakkı yeniyor bu adamın . Hadi Hiddink neyse ne de Oğuz Çetin nasıl olur da bu adamları görmez . Bu nasıl bir tekelcilik , nasıl bir zihniyettir. Kadrosunda yedek kulubesinin müdavimi olan adamları milli formayla görmek , Ömer gibi futbolcuları izledikten sonra bana acı veriyor. Bangır bangır bağıran Anadolu futbolu birilerinin bir tarafında fena patlayacak ...

Klavuz Kaptan

"-Roma'da Roma'lı gibi davranacaksın."
"-Yabancı teknik adamlar ve futbolcular göreve başlamadan önce bizim ülkede futbol oynanmadığını ve futbolun basit olduğunu zannediyorlar."
"-Türkiye'de futbol kalitesi ve teknik doğrusu beni şaşırttı."
Bu klişeleri Tv'yi parselleyen yorumcuların ve ülkemize gelen yabancıların ağzından çok sık işitir olduk son yıllarda . Gerçeklik payı var mı ? Kesinlikle ! Memleket topraklarına ayak basan kariyerli isimlerin çarçur edilmemesi için yönetimlerin klavuzluk olayını profesyonel bir şekle oturtmaları ve özellikle teknik adamları hallice bilgilendirecek yerli spor adamların oluşturulması lazım . (Gerçi yöneticilere de klavuz gerekiyor ya , neyse). Yabancılar kendi ekibini oluşturma konusunda taviz versin veya vermesin ; baştan şartlar belirlenmeli aslında.
Kardeşim bak bizim ülkemiz farklı bir ülke ! Yerli klavuzun olmadan her an boğazın serin sularında toslayabilirsin . Gel ekibinde bu adam da olsun . Ya da sana her hafta dağdalı Türk futbolunu ve kulüplerini her daim takip eden bizim oluşturduğumuz donanımlı bir ekip verelim ve bu adamların sözünü dinle . Kabul etmezsen eyvallah , kulüp çıkarlarımız önceliğimizdir ! Şu lafları baştan edebilecek kaç akıllı yönetici var ki şu topraklarda ?
Schuster efendi yol yakınken bildiğini okumaktan vazgeçip ülke futbolunu,gerçeklerini ve takımlarını tanıyan yerli isimleri gözardı etmemeli bence. Yoksa gidişat onun da geleceğini karanlık gösteriyor. Rijkaard geçtiğimiz sezon ülke futbolunu ve gerçeklerini tanımadığı ve anlayamadığı için Cimbom'un bir sezonu boşa gitti . Sistem de sistem deyip, kafasında sabişleştirdiği planı uygulama konusunda yetersiz ve güvenlerini kaybettiği adamlarla yapamayacağını gördüğü halde , hala başarısız olmaya devam ediyor,orası ayrı konu . Türkiye ona unutulmaz acı ve deneyimler yaşattı , orası da kesin . Ligimiz gün geçtikçe kendini geliştirmeye çağ atlamaya devam ediyor . Ortalıkta dönen paraları değerlendirebilme ve yeni gelişen şartlara uyum sağlayabilme konusunda o kadar çok hazırlıksız adam var ki ülkemizde ....
Buna yabancılar da dahil . Önümüzdeki ilerleyen yıllarda büyüklerin yabancı teknik adamları tercih etme konusunda ısrarcı olmayacağını düşünüyorum . Aynı takımı bizim memleketten X hoca yönetseydi daha farklı olurdu yorumlarına katılmadan edemiyoruz artık ...

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Schuster ve Milli Takım

Bernd Schuster Almanya milli takımı formasını sadece 22 kez giydi ve 24 yaşındayken milli formayı bir daha giymeyeceğini açıkladı . Peki bu karara sebep neydi ? Milli formayı ilk giymeye başladığı zamanlarda takımın tabir yerindeyse abileri Breitner ve Rummeniege idi . Oynadığı futbolla pırıl pırıl parlayan tıfıl Schuster bu iki adamın takım içinde gözle görülen diktatörlüklerini kesinlikle tasvip etmiyordu . Genç yaşında Köln'den Barcelona'ya transfer olması ona her zaman cesaret veriyordu. Dönemin teknik adamı Derwall'a bir maç öncesi midesinden şikayetçi olduğunu söyledi ve milli takımdan affını istedi . Derwall buna pek inanmadı ve onu bir süre kadro dışı bıraktı . Barcelona'da gösterdiği performans Derwall'ı tekrar cezbetti ve onu tekrar kadroya aldı . Bu seferde onun kadroya alınmasına Stielike tepki gösterdi . Harika futbol oynamasına karşın takım arkadaşları ve hocasıyla fazlasıyla hissedilen tatsızlıklar yaşadı . İlerleyen haftalarda Almanya'nın Brezilya ile oynayacağı hazırlık maçına çağrıldı. Barcelona yönetimi yakın zamandaki El Clasico maçı sebebiyle milli takıma gitmesine izin vermedi. Her şeye rağmen sadece bir devre oynayacağını söyleyerek milli daveti reddetmedi . Fakat son anda hamile eşi Gaby'nin etkisiyle milli maça gitmedi .Derwall ve bir kaç kallavi futbolcu onu epey kalayladı ve karısının sözünü dinlemekle suçladı . 82 Dünya Kupasına 6 ay kala ayağınını kırması her şeyi daha da kötü etti. Almanya'da ameliyat olan Schuster , doktorları ve Milli takımı sakatlığının geç düzelmesinden dolayı suçladı ve Derwall ile köprüleri attı. Derwall onu kafasından tamamıyla sildi ve 82 Dünya Kupasına onsuz gitti. Henüz genç yaşta kendi çapında gösterdiği asi ve kararlı tutumu onun gelecekteki teknik adamlık yapısıyla ilgili bize bir takım ipuçları vermekte. Futbol kariyerinde İspanya'nın önemli bir yerinin olmasından dolayı onu hep bir Alman'dan çok bir İspanyol'a benzetiyorum zaten . Henüz daha bir kez olsun Almanca beyanat verdiğini duymadım . Beşiktaş inandıklarından kolayca taviz vermeyen bu adamla iyi işler yapacak kanaatindeyim ...

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Pembe deplasman forması mı ?

G.Saray'ı bu sene pembe pantere döndürenler utansın . Artık deplasman formasından bahsedilince ödümüz patlıyor valla. Her sene ayrı bir cümbüş ayrı bir hayalkırıklığı bizim için . Beyler farklı renkte deplasman forması niçin giyilir aslında biliyor musunuz ? Aynı renkleri taşıyan veya benzer formalı takımla karışmamak için tabi ki . Şimdi bakıyorum Turkcell Super Lig'de G.Saray ile aynı renkleri taşıyan tek takım Kayserispor .Kayseri'de ki maçta deplasman forması giyilsin bir şey demeyiz. Ama ne gariptir ki Sami Yen'de oynanan Kayseri maçlarında bile nedense G.Saray away forması giyerek bizleri şaşırtıyor. Karşı takım deplasmana gelen takım işte , onlar niye away forması giymez hiç anlamam . Kayseri'yi geçtik Ligimizde kırmızı rengi taşıyan G.Saray ile beraber 8 takım var. Bu da demek oluyor ki G.Saray farklı renkte away formasını en az 7 kez giyecek .Başka yok! olmaz ,olamaz! İçerde dışarda parçalı giymemiz gerekiyor. G.Saray'ı G.Saray yapan parçalıdır yahu ! Ne diye aksini zorlarız vallahi anlamıyorum . Yemişim ticaret ayaklarını . Ali Sami Yen'de pembe forma ile oynanmasına karşıyım sonuna kadar . Deplasmana gelen takımlar düşünsün ne giyeceğini . Kaldı ki pembe renk diğer kırmızı rengi taşıyan takımlarla karıştırılmaya eğilimli bir renk . Ne alaka anlamadım . Yukarıdaki forma Chelsea'nin bu sezonki away forması . Olacaksa şöyle bir şey olsun bari .Bu Adidas firması ya takımına göre forma kayırıyor ya da bizim yöneticilerin acaip isteklerine boyun eğip ucube renkleri önümüze getiriyor . Bu arada neden sarı ağırlıklı deplasman formamız olmaz hala şaşarım...

22 Temmuz 2010 Perşembe

Fikstürler

2010-2011 İngiltere Premier League Fikstürü için TIKLA
2010-2011 İspanya La Liga Fikstürü için TIKLA
2010-2011 Fransa Ligue 1 Fikstürü için TIKLA
2010-2011 Türkcell Super Ligi Fikstürü TIKLA
2010-2011 Portekiz Liga Sagres Fikstürü TIKLA

25 Nisan 2010 Pazar

Sercan'ın Son Vuruşları !

Günümüz futbolunda sürat skora etki eden önemli bir ölçüt. Hem süratli olup hem teknik olabilmek şamda kayısı tabiki ...! Hızlı ve teknik olmanın yanına bir de golcülük özelliği eklendiği zaman ağzımızın suyu akar her daim . Bursaspor'lu Sercan ilk başta saydığım iki özelliğe de sahip , fakat gol vuruşları tam bir hayalkırıklığı . Süratiyle adam geçen yığınla futbolcu var ama Sercan Yıldırım hızlandığı zaman aniden durabilen ve ayağının ucuyla tipleyip en kallavi defansların belini kırabilecek bir yetenek . Bu işi her babayiğit yapamaz aslında. Ama son vuruşları ve yanlış son pas tercihleriyle Bursaspor'un mukadderatıyla fazlasıyla oynamakta . Daha çok genç ve önünde Allah ömür verirse uzun yıllar var . Ama böylesine bir yeteneğin son vuruşları bedavaya çarçur etmesi Türk futbolu adına katlanılabilecek bir durum değil. Antremanları daha çok ciddiye alıp ,Ertuğrul Hocadan gol vuruşu öğrensin , başka bir şey yapmasın . Gol vuruşlarını halletsin istediği paranın sonuna bir sıfır atacak kadar yüzü olur ...