25 Kasım 2010 Perşembe

Anders Lindegaard

Büyük ihtimalle önümüzdeki sezon Manchester United'ın yeni kalecisi olacak . Şu anda Manchester şehrinde ve sağlık kontrolünden geçiyor . Ocak ayından itibaren o da 3.5 milyon pound'a kırmızı şeytan olacak . Danimarka'nın milli kalecisi olan Lindegaard Norveç'in Aalesunds takımında forma giyiyor. Danimarkalı kaleciyi Portekiz ile Danimarka arasında oynanan milli maçta izlemiştim en son . İnanın bana o maçın görüntülerini izledikten sonra keşke G.Saray hemen bu kaleciyi kapsa demiştim vallahi billahi..!Alex Ferguson kadar İskandinav pazarını değerlendiren bir isim daha yok . Yeni bir Schmeichel olur mu bilmem . Ama 40'lık Van der Sar'dan sonra kaleyi uzun yıllar onun koruyacağına inanıyorum . Unite'a uyum sağlarsa büyük bir isim olur gibime geliyor...

Ballon d'Or - FIFA XI

FIFPro'ya (Profesyonel Futbolcular Birliği) bağlı 50 bin profesyonel futbolcunun Ballon d'Or yılın 11'i için seçtiği 55 futbolcu belirlenmiş. Listede 18 tane La Liga'dan ,17 tane Premier League'den, 15 tane Serie A'dan , 4 tane Bundesliga'dan ve 1 tane de Ligue 1'den olmak üzere toplam 55 futbolcu var . Dikkatimi ilk çekenler Alman oyuncuların azlığı , defans oyuncusu olarak Gareth Bale'in görünmesi (şahsen ben onu defansif olark bir türlü düşünemiyorum),çakma Alman olsa da Mesut Özil'in de olması (sevindim), 9 Real Madrid'li ,7 Barça'lı futbolcunun bulunması . İspanyol futbolcular 11'in tapusunu alır büyük ihtimalle . Bir de Forlan bu 11'de olmazsa üzülürüm harbiden...
LİSTE
Kaleciler: Gianluigi Buffon (İtalya, Juventus), Iker Casillas (İspanya, Real Madrid), Petr Cech (Çek Cum., Chelsea), Júlio César (Brezilya, Internazionale), Edwin van der Sar (Hollanda, Manchester United)

Defans: Daniel Alves (Brezilya, Barcelona), Gareth Bale (Galler, Tottenham Hotspur), Michel Bastos (Brezilya, Lyon), Ashley Cole (İngiltere, Chelsea), Patrice Evra (Fransa, Manchester United), Rio Ferdinand (İngiltere, Manchester United), Philipp Lahm (Almanya, Bayern Munich), Lúcio (Brezilya, Internazionale), Maicon (Brezilya, Internazionale), Marcelo (Brezilya, Real Madrid), Alessandro Nesta (Italya, Milan), Pepe (Portekiz, Real Madrid), Gerard Piqué (İspanya, Barcelona), Carles Puyol (İspanya, Barcelona), Sergio Ramos (İspanya, Real Madrid), Walter Samuel (Arjantin, Internazionale), John Terry (İngiltere, Chelsea), Thiago Silva (Brezilya, Milan), Nemanja Vidic (Sırbistan, Manchester United), Javier Zanetti (Arjantin, Internazionale)

Orta Saha: Esteban Cambiasso (Argentina, Internazionale), Michael Essien (Ghana, Chelsea), Cesc Fábregas (Spain, Arsenal), Steven Gerrard (England, Liverpool), Andrés Iniesta (Spain, Barcelona), Kaká (Brazil, Real Madrid), Frank Lampard (England, Chelsea), Javier Mascherano (Argentina, Barcelona), Thomas Müller (Germany, Bayern Munchen), Mesut Ozil (Germany, Real Madrid), Andrea Pirlo (Italy, Milan), Bastian Schweinsteiger (Germany, Bayern Munich), Wesley Sneijder (Netherlands, Internazionale), Xabi Alonso (Spain, Real Madrid), Xavi (Spain, Barcelona)

Forvet: Dimitar Berbatov (Bulgaristan, Manchester United), Didier Drogba (Fildişi Sahilleri, Chelsea), Samuel Eto'o (Kamerun, Internazionale), Diego Forlán (Uruguay, Atletico Madrid), Gonzalo Higuaín (Arjantin, Real Madrid), Zlatan Ibrahimovic (İsveç, Milan), Lionel Messi (Arjantin, Barcelona), Diego Milito (Arjantin, Internazionale), Arjen Robben (Hollanda, Bayern Munich), Ronaldinho (Brezilya, Milan), Cristiano Ronaldo (Portekiz, Real Madrid), Wayne Rooney (İngiltere, Manchester United), Carlos Tevez (Arjantin, Manchester City), Fernando Torres (İspanya, Liverpool), David Villa (İspanya, Barcelona)

Federer&Diego

23 Kasım 2010 Salı

Drogba & Mourinho

" Didier Drogba Marsilya'nın efsanevi Velodrome'unda oynanan bir Şampiyonlar Ligi maçının 5. dakikasında hayatıma girdi . 11 numaralı formayı giyen o dev adam topu filelerle buluşturduğunda yerime nerdeyse oturamadım . Onun bu golü hayatında attığı son gol gibi kutladığını hatırlıyorum . Tüm stad delirmişti ve gürültü kulakları sağır ediyordu . Devre arasında onu tünelde buldum ve dedim ki :

-Seni alacak param yok , fakat Fildişi Sahillerinde senin gibi oynayan hiç kuzenin var mı ?

O stresli eleme maçının ortasında kahkaha attı, bana sarıldı ve dedi ki :

-Bir gün beni satın alabilecek bir kulüpte olacaksın .

6 ay sonra Chelsea'ye imzayı attım . Herkesin anlaşmak isteyeceği ve içinde olmayı arzuladığı büyük bir kulüple anlaşmıştım . Önümde bir çok seçenek vardı . Fakat ben gelir gelmez dedim ki :

-Didier Drogba'yı istiyorum !

Bir kaç yönetici şüpheyle bana yaklaştı ve sordu . Niçin şunlar şunlar değil de bu ?Onun buraya uyum sağlayabileceğine emin misin ? O yeterince iyi mi ?
Sonra tekrar dedim ki :

-Ben Didier Drogba'yı istiyorum !

Bir kaç gün geçti . Drogba ile Londra'daki özel bir havaalanında bir araya geldim . Yeniden bana sarıldı , fakat bu sefer unutulmaz bir şekilde .Bana dedi ki:

-Teşekkür ederim .Senin için savaşacağım . Pişman olmayacaksın . Ömrüm boyunca sana sadık kalacağım.

Ve yaptı da..."

Jose Mourinho'nun Didier Drogba'nın otobiyografisi için yazdığı önsözden bir kaç bukle...

Ronaldo frikiği ...

Genelde kaleciler bu tip vuruşlara alışık olmadıkları için afallayıp kalıyorlar . Çünkü çoğu frikik vuruşu topa falso verilerek yapılıyor . Kalecilerin bu tip frikiklerde çok az da olsa topun gideceği doğrultuda hamle yapmasına olanak sağlayan tahmin ve hareket süresi biraz daha fazla . Ama direk üstünüze gelen topun birden sapıtması veya yavaşlaması diyelim, tahmin ve hareket süresini azaltıyor . Kabul edelim C.Ronaldo'nunki ekstrem bir vuruş tarzı ve gerçekten yoğun çalışma gerektiriyor ve ayrıca hakikaten zor. Ama çalırsanız olmaz diye bir şey yok , bizzat kendim denedim :) Topa vurmadan önce adım mesafenizi iyi ayarlamanız gerekiyor. Ronaldo'nun kendine has gerilme figürleri yapmacık gibi görünse de aslında olmazsa olmazlardan . Fakat topa gerilme olayı bittikten sonra bacaklarını açıp omuzlarını kaldırmasını Ronaldo'nun show'una ve orijinalliğine verelim .Yeterli mesafeyi aldıktan sonra özellikle ayak parmaklarının bittiği taraklı bölgeyle topun merkezini sert ve geniş bir şekilde temas ettirmeniz gerekiyor .
Çoğu kimse Ronaldo'nun özellikle topun sibopunu ortalayıp , sibopa vurduğunu söylüyor . Bilimsel olarak doğruluk payı olabilir çünkü eşit oranda şekillenmiş yuvarlak bir topun tek farklı bölgesi topun sibopunun olduğu yer . Fakat bir aralar Ferguson Ronaldo United'da oynarken onun sürekli topun sibopunu ortalayıp vurduğunu yalanlayan açıklamalar yapmıştı . Her antremandan sonra en az 30 frikik attığını ve bu şutları atarken sibop konusunda özel bir gayret göstermediğini söylemişti . Ayrıca Premier League'de olduğu gibi La Liga 'da kullanılan toplar da Nike'a ait. Topun dış yüzeyi nitrojen karışımıyla desteklenmiş özel bir maddeden yapılma . Bu toplarda tabir yerindeyse trambolin gibi bir etki yaratıyor . Trambolinde zıplayanların halini düşünün . Yukarıya doğru birden sıçramanızla topun birden şiddetlenmesi üzerine bağlantı kurabilirsiniz. Ronaldo'nun aykkabı numarası 43 . Fakat o daha küçük ayakkabıları giymeyi tercih ediyor . Günümüz ayakkabılarında hafiflik ve incelik ön planda olduğundan topla ayağın teması eskiye oranla daha fazla ve klas futbolcular bundan fazlasıyla faydalanıyor. Ayakkabı bağcıklarının ayakkabının yan tarafında olması veya kamufle edilmesi ve hatta bazı ayakkabılarda hiç olmaması ile top teması arasında yakın bir ilişki var. Ölü yaprak vuruşu veya Knuckle Ball vuruşunu dünyada en iyi yapan iki adam var .Eski Lyon'lu Juninho ve Ronaldo . Ronaldo saygıyı hakeden bir adam .Çünkü özel hayatı ne olursa olsun antremanlarını iyi yapıp kendine iyi bakan bir yapısı var. Emeğinin karşılığını almakla kalmayıp rakibini sahada maç başlamadan psikolojik olarak eziyor .Bu da büyük topçulara ait bir özellik. Son olarak Knuckle Ball olayına hayranlığımızı belirttikten sonra Hami Mandıralı vuruşlarının hala gözümde tüttüğünü söylemeden geçmeyelim....

10 Kasım 2010 Çarşamba

Topal

"Türkiye’de futbol daha çok güce endeksli oynanmakta. İspanya’da hem güçlü olmalısın, hem teknik olmalısın, hem de çok çabuk oynayıp, çabuk düşünmelisin. Burada her kişi ilk önce kendi görevini yapmak için uğraşıyor. İspanya’da futbol profesyonel bir iş hayatı gibi hatta daha ağır. Gece saat 3-4 gibi deplasmandan dönsen bile sabah saat 9.30 da idmanda oluyorsun. İdman programlarımız daha ağır, daha yoğun... Mehmet TOPAL"

8 Kasım 2010 Pazartesi

İbrahim Akın

Dünya Şampiyonu'nun hocası Del Bosque zamanında onun için İspanya'da futbol oynasaydı , İspanya'yı coştururdu demişti çok iyi hatırlıyorum . Altay'da oynarken onu bizzat canlı izlemiştim . Manyak top oynuyordu ve sonrasında Beşiktaş kaptı. Sonra Del Bosque'nin has adamı oldu . Tigana ve özellikle Rıza Hoca döneminde söndü (daha doğrusu söndürüldü) .İBB'de müthiş top oynuyor . Seyirci yok baskı yok. Herkes topu ona oynuyor. Acaip sinir bozucu (rakipler için tabi ki)bir tekniği var ve yaşı 26 . Şutları ve pasları düzgün. Biraz daha takım savunmasına katkıda bulunsa , bu adamın harbiden burda ne işi var diyeceğim. Üzerine düşülse milli takımın bile fix elemanı olur. Niye böyle adamları sıradanlaştırıp bir kenara atıyoruz ki? Yıldız futbolcu ararken şöylelerini sümen altı etmek israf değil de ne ?

Çok oynadın Cana !

Lorik Cana G.Saray'a geldiğinden beri şu ana kadar 11 resmi maçta forma giymiş .Sadece OFK Belgrad ile yapılan maçta 90 dakika oynamış . Sonra ligde 72, 59, 27 ,65, 60 ve 54.dakikalarda oyundan alınmış; 64,79,49 ve83. dakikalarda oyuna katılmış . Toplam 494 dakika top oynamış . Ortalamaya vurduğumuzda 46,72 dakika top koşturmuş . Allahaşkına bir insan her daim oyundan alınıyorsa o adamda zerre kadar moral kalır mı ? Halı sahada veya amatör top oynarken daha ilk yarıda veya tam maça kendinizi kaptırmışken oyundan alındığınızı düşünün , ne hissedersiniz ? İyidir kötüdür ne derseniz deyin .Kesinlikle iyi veya kötü topçu muhabbetinde değilim. Bu adama resmen G.Saray kulübü hakaret ediyor . Eminim geldiğine bin pişmandır. Arnavut futbolcu nasıl oyuna konsantre olsun , ne yapsın ? Ne zaman oyundan çıkarım stresiyle bir adam top mu oynayabilir ? Cana nasıl bir anlaşma yaptı merak ediyorum . Acaba 90 dakika oynamazsa parası kesilir diye bir madde mi var kontratında . Bizim yöneticiler çakallık yapacağım diye adamın psikolojisini mi altüst ettiler ? Nedir durum acep ?

31 Ekim 2010 Pazar

Büyüksün Piero !

Mart ayında Siena maçında attığı gollerle kariyerinin 300. golüne ulaşmıştı . Dün Milan maçında fileleri havalandırdı ve Juventus kulübünün tarihine de altın harflerle adını yazdırdı . Çünkü attığı golle Juventus adına Serie A'da en çok gol atan isim oldu . 46-61 yılları arasında Juve'nin ekol ismi olmuş Giampiero Boniperti'nin attığı 178 golü bir golle geçerek efsane oldu . Zaten her zaman efsaneydi ,bizimkisi de laf işte ! Del Piero'nun sezon sonunda Juventus ile sözleşmesi sona eriyor ve maçtan sonra bu benim belki de son San Siro maçım olabilir demiş. Daha lisedeyken onun gibi saçları uzatırdık ve hep onun gibi ince sivri favorilerim olsun istemişimdir .Topu tutuşu, pasları ve gol vuruşlarıyla halı sahalarda ona az mı özenmedik. Biz çoluk çocuğa karıştık o hala gol atmaya devam ediyor. İtalya'da onun gibi yetenekler çıkmıyor artık ...

Sezonu kurtarmak ..!

Maçtan sonra Lig Tv'nin maç analizleri gözüme çarptı . G.Saray maç boyunca 340 pas yaparken Antalyaspor 375 pas yapmış . Uzun zamandır Ali Sami Yen'de bir Anadolu takımının 11'e 11 oynayıp Cimbom'dan daha fazla topa sahip olduğu bir maçı hatırlamıyorum . Sahada olması gereken ayaklar tribünde çekirdek çitlerken sahadakilerin mücadeleye dayalı performansı yadırganmamalı doğal olarak . Bunun getirisi olarak sahanın en çok koşan ismi Barış Özbek olmuş . Misimovic ve Pino dışında hücum çeşitliliğini fazla ummadığımız maçta Servet'in golü maçın gidişatını değiştirdi . Aslına bakarsanız Tita'nın müsait pozisyonu Ufuk'un ellerinde kalmasaydı bizleri nasıl bir gece beklerdi düşünemiyorum . Hagi elindeki malzemeyle insanları doyurmasını bilebiliyor . İşte bu yüzden hep zengin bir mutfakta çalışmış Rijkaard'a göre durumu kurtarabilmekte daha becerili . Oyunu okuması ve maç içi varyasyonlarını anında uygulaması Hagi'nin zekasını ve dikkatini göstermiştir. Önümüzdeki haftalarda fikstür zor , eksik çok . Eksiklerin takıma katılımı da ayrı bir dert . Çünkü futboldan uzak kalan oyuncuların tam performans gösterebilmeleri zaman alıyor ve Hagi'nin oyun anlayışında mücadele esas unsurlardan . Bence bu takımın şu andaki hedefi liderin en çok 4 ya da 5 puan gerisinde ilk devreyi kapatabilmesi olmalı . Sakatların iyileşmesi , iyi bir devre arası kampı ve kuvvetli bir Seyrantepe atmosferi bu sezonu kurtarabilir .Kalan 7 maçta minimum 15-17 puan şart ...

25 Ekim 2010 Pazartesi

Her cebe lazım...

Bu saatte maç mı olur ..?

Parma'lı taraftarlar yayıncı kuruluş tarafından belirlenen 12.30 maçlarını protesto etmişler ve maça yanlarında sandiviç ekmekleri getirerek gelmişler. Futbolcular sahaya çıktığında tüm Curva Nord tribünü aynı anda yemeğe başlamış , tezahürat hak götüre. Protesto'nun böylesine can kurban , karnı doyuyor işte adamların ...

Geldi bir puan, her şey süt liman...!

Aşırı motivasyonla yüklenmiş kontrolsüz oyun ve bunun getirisi olan bilinçsiz pres hep Saraçoğlu'nda Cimbom'un belini başını kırıyordu bugüne dek . Sinir harbinde geçen oyunlar daha çok G.Saray'lı futbolcuları etkiliyordu ve Fenerbahçe 10 sene boyunca aklı başında futbolunu seyircisiyle süsleyip bir seri yakaladı . Şimdi ne oldu? Yıllar sonra ilk defa G.Saraylı futbolcuları sakin ve kontrollü gördük. Rijkaard döneminde hakim olan yumuşak oyun yerini biraz daha sertliğe ve yardımlaşmaya bıraktı . Evet, ben aylar sonra ilk defa Cimbom'lu futbolcuları bu kadar topa sert ve pres yapan anlayışla gördüm . Bu sertlik ve bilinç sadece bu maça yönelik midir , önümüzdeki haftalar gösterecek .Fakat bir gerçek var ki Hagi'nin felsefesinde rakibi rahatsız etmek , ısırmak , oyununu kabul ettirmek ve güçlü bir orta saha var.
Insua'yı kesip Hakan Balta'yı stopere kaydırmak akıllıcaydı . Sonuçta Balta her ne kadar son haftalarda formsuz olsa da ; geride oynayıp ta ligimizde çoğu forvet hattında oynayan futbolculardan daha iyi bir tekniğe sahip . Hagi beklerden ileriye topun daha özenli ve isabetli çıkmasını istedi büyük ihtimalle . Ayhan ve Elano'nun çizgiye yakın oynamaları Fenerbahçe kanatlarının vaktini ve emeğini çaldı , Dia ve Stoch'un daha teknik ayaklar karşısında topu görmesi diğer maçlara göre daha sınırlıydı. Çünkü karşısında en az 3 G.Saray'lı buldular . Cana hemen savunmanın önünde kesici pozisyonunda daha çok oynadı ve Alex ve Emre bu alanda diğer maçlara oranla daha fazla baskı yedi ve işler onlar için yolunda gitmedi . Elano'ya ayrı bir parantez açmalı . Maçtan sonra Rijkaard hakkında en ufak bir yorum yapmadı ve onunla hiç bir problemi olmadığını söyledi . Bunlar bence profesyonelce yapılmış klasik açıklamalar . Bir gerçek var ki bir oyuncuda ısrar edip ona güvendiğinizi hissettirirseniz farklı sonuçlar alabilirsiniz. Hagi Brezilya milli takımında oynayan bir adamın oynaması gerektiğini ve ona güvendiğini gerçek yerinde oynatarak gösterdi . Ondan daim olarak bundan sonra yararlanacaktır. Elano faktörü Caner'i geriye sürükledi ve bu yüzden hiç bir Fener atağında Caner'i Stoch'a yardım ederken göremedik . Neill çoğu zaman Niang ile Kırkpınar'a çıkmış gibiydi . Yakın temasla Senegalli'yi yıldırmaya çalıştı ve genelde başarılı oldu . Fakat Niang'ın ne kadar güçlü bir isim olduğunu Fenerbahçe'nin en önemli pozisyonunda anlaşılabiliyor. Neill'ın çift sarıdan atılmamış olması Cimbom'un şansı diyelim . Fenerbahçe savunmasında Yobo çağdaş savunma anlayışının en iyi temsilini sergiledi . Fenerbahçe'nin sezon sonunda kiralık futbolcuyu kesinlikle kadrosuna katacağını düşünüyorum .Onun yerine Bilica oynasaydı bugün daha farklı şeylerden bahsedebilirdik. G.Saray'ın en önemli hücum gücü Pino'yu dengeleyen tek adam oydu . Pino'nun pozisyonları daha çok Lugano'nun zaaflarından kaynaklandı . Baros'un yokluğunda maçın en çok konuşulan ismiydi şüphesiz . En büyük zaafı şutu nerde ne zaman ve hangi mesafede çekeceği konusunda bir zamanlama eksikliği olması .
Her G.Saray maçından sonra röportajlarda kaleci Volkan'ın çaktırmadan laf sokma küstahlığı ve 0-0 biten bir maçın ardından Sabri'nin gereksiz 3'lü çektirmesi bu adamlar ne zaman akıllanır dedirtiyor insana . G.Saray 10 sene sonra bu sahada eli boş dönmedi bu yüzden yüzlerde tebessümlerin oluşması doğaldı . Asıl dikkat edilmesi gereken şey puan matematiği .İki takımda zirveden uzaklaşıyor . G.Saray bundan sonra sezonu kurtarmak adına yeni bir sayfa açıp acilen bir seri yakalamalı ve Ocak'ta forvete ve orta sahaya takviye şart . Hagi ve Tugay ile G.Saray'lı futbolcular beynini kullanmayı tekrar hatırlamış . Arda da gelsin Misimovic'den verim almaya başlarız herhalde...

22 Ekim 2010 Cuma

Otur oturduğun yerde Rooney ..!

Gideceğim dedi şimdi de 5 yıllık kontrat imzalamış, United'da kalmış. Karısını üç beş ucuz fahişeyle aldattı , Ferguson'la arasını bozdu , imzalamam dedi taraftarı karşısına aldı . Yani yapılmayacak olan her şeyi kısa bir süreye sığdırıp dibe battı. Şimdi bu adam nasıl olacak ta eski prestijli hallerine geri dönecek . Cevap basit : GOL . Evet gole acaip ihtiyacı var . Üst üste bir kaç maç kendine gelsin golleri sıralasın kimsenin aklına bu günler gelmez bile . Rahat batıyor işte , ne yapsın..?

İkisi de ...

İkisi şöyle 25'li yaşlarda olsalar şu fotoğraf için orta sahamız bayram etti derdim . Nasip,kader onları teknik idarede tekrar buluşturdu . İkisi de gençlik hayallerimizi süslerdi . İkisi de topun canına okurdu , topla hem nazik hem de haşindiler . İkisi de hem doğru hem de yanlış zamanda geldiler . İkisi de iki Adnan'la uğraşmak zorunda kalacaklar . Ama ben ikisini de çok seviyorum ve doğrusu ikisinin de futbolculuğunda hayran olduğumuz adamların teknik direktör olarak ona buna maskara olup değersizleştirildikleri gibi harcanmalarını istemiyorum . İnşallah sonları güzel olur...

18 Ekim 2010 Pazartesi

Yok mu Pires'i isteyen ?

Villareal Robert Pires'i serbest bıraktı . Kulüpsüz kalan Fransız futbolcu formdan düşmemek için baba ocağına sığınmış ve Wenger'in izniyle Arsenal idmanlarında bir nevi hasret gideriyor . 36 yaşında güngörmüş bu adamı Türkiye'den hala bir kulüp nasıl olur da istememiş , hayret ! Fotospor ve türevlerinin başlıklarını şimdiden görüyor gibiyim . Yanında görünen Wilshire'ın onun yarısı yaşında olduğunu da hatırlatalım ...

17 Ekim 2010 Pazar

Joshua Simpson

Hani bazı ülkeler vardır , futbolla onları bağdaştıramazsınız. Kanada bunlardan birisidir mesela . Kanada denilince aklıma hep kış sporları gelir benim . Buradan bir futbolcu transfer edecek olsanız önyargılarınıza engel olamazsınız bir şekilde . Kanada'dan topçu mu çıkar diyesiniz gelir . Manisaspor Kanada'lı Simpson'u transfer ettiğinde çok iyi hatırlıyorum, kulübün bütçesi bunu almaya yetiyor galiba diye düşünmüştüm. Millwall ve Kaiserslautern geçmişini okuyunca bir izlemek lazım dedim . Oynadığı futbolla beni ters köşeye yatırdı ülkemize geldiğinden beri . Üç büyüklerde oynayıp ta sırıtmayacak , tekniği ve oyunu okuyuşu düzgün adamlardan birisidir gözümde . Bizim memlekete adı sanı duyulmamış adam gelecekse böyle olsun , dünden razıyız. Manisaspor onu sevmiş o Manisa'yı sevmiş işini yapıyor. Geçenlerde bir ara Four-Four Two'da röportajını okumuştum . Diyor ki "Bu kadar mutlu insanın bir arada olduğu bir ülke benim için şaşırtıcı . Dünyada bir çok yere gittim, böyle millet görmedim. Burada kendimi güvende hissediyorum" Huzur varsa başarı da geliyor icabında. Bu oyununu oynamaya devam etsin onu Manisaspor'da tutabilene aşkolsun ...