Bu maçın bitişiyle Milan için sanki bir dönem sona ermiş , farklı bir dönem başlamış gibiydi . Maç arifesinde takım arkadaşlarına Milan’dan ayrılacağını söyleyen Rijkaard , bu maçta sakatlanıp profesyonel futbol hayatı sona erecek olan Van Basten ve orijinal saçlarıyla yedek kulübesinde oturan Gullit’in yıllarını geçirdiği Milano periyodu Münih Olimpiyat Stadında tarihe karışacaktı. . Şampiyonlar Şampiyonluğunu kazanan tek Fransız takımı ünvanını ele geçirecek olan Marsilya için de maç sonrası yaşanacak dönemdeki gelişmeler iç açıcı değildi . Çünkü Marsilya başkanı Bernard Tapie’nin ligde kursağına kadar şike skandallarına bulaşmasından dolayı kulübün lig şampiyonluğu elinden alındı ve Marsilya bir alt lige düşürüldü . CL Şampiyonunun küme düşürülmesi gerçekten sıra dışı bir olaydı .
O zamanın UEFA kurallarına göre bir takımın ancak 3 yabancı oynatabilme hakkı vardı Bu kurala rağmen Milan Başkanı Berlusconi 30 milyon pound’luk bir servet harcayarak takımda toplam 6 yabancı oluşturdu. Maç öncesi insanlar iki noktaya odaklanmıştı : 2 sene önce finalde penaltılarla kupayı Kızılyıldız’a kaptıran Marsilya bu kez şeytanın bacağını kırabilecek miydi ? Ve kupalara ambargo koyan yıldızlar topluluğu Milan acaba kaç atacaktı ?
Milan’ın teknik direktörü Fabio Capello, Ruud Gullit ve Jean Pierre Papin’i yedek soyundurup Massaro’yu Van Basten’in yanına yerleştirmişti . İlk 20 dakika Marsilya kalesini abluka altına alan Milan’ın ataklarını kesen kalecinin saçsız kellesini 5 sene sonra Dünya Kupası’nda Laurent Blanc öpücüklere boğacaktı .Evet , o kalecinin ismi Fabien Barthez’di . Grup maçlarında sadece 1 gol yiyip bütün maçlarda rakiplerini tarumar ederek finale kadar uzanan Milan’ın gol yollarındaki beceriksizlik ve bahtsızlığı sanki maçın kaderini yazıyordu . Van Basten ve özellikle de Massaro’nun kaçırdıkları Marsilya taraftarının tırnaklarını yedirmeye yetmişti . Marsilya yakaladığı en önemli pozisyonda Alman Rudi Voeller’in topu Alan Boksic’e vermek yerine Milan kalecisi Rossi’ye nişanlamasıyla şansını değerlendirememişti. Devre golsüz sona erecek derken siyahi futbolcu Basile Boli’nin kafa şutu sessiz sakin Milan ağlarına takılmış ve Milan’ın meşhur Ultras tribünleri Olimpiyat Stadında sus pus olmuştu .
İkinci yarıya daha istekli ve hırslı giren Rossoneri’nin atakları bir türlü sonuç vermiyordu . Çünkü karşılarında bu kupayı gerçekten çok almak isteyen dirençli kaptan Deschamps’ın arkadaşları bulunuyordu . Capello maçın ilerleyen dakikalarında eski Marsilya’lı Papin’i oyuna alarak sonradan Milan formasını terletecek olan Desailly duvarını aşmak istiyordu. Acaba Papin iki yıl sonra Kızılyıldız’a karşı Marsilya forması altında yaşayacağı hezimet duygularının aynısını eski takımına karşı yine yaşayacağını biliyor muydu ?
Finale kadar üst üste 58 maç kaybetmemiş Milan’ın yolun sonuna bu maçta geleceğini kim tahmin edebilirdi ki ? 86.dakikada sakatlanıp oyundan çıkan Marco Van Basten için bu maç hayatının son maçıydı . Çünkü bu sakatlığı efsane futbolcuyu mesleğinden alıkoyacaktı .Maç sona erdiğinde Milan’lı futbolcuların donuk ve şaşkın simaları Mavi-Beyaz tribünlerin çılgın coşkusunu izliyordu .Maçtan sonra Marsilya’nın Hocası Raymond Goethals “Bu kupayı kazanmayı iki yıl önce hak etmiştik , fakat şimdi daha güzel oldu . Çünkü dünyanın en büyük takımını yendik .” demişti .
Marsilya 93 yılında yeni ve grup’lu statüsüne kavuşan Şampiyonlar Ligi formatının ilk Şampiyonu olmuştu . O günden beri hiçbir Fransız takımı CL Kupasının kulpundan bir daha tutamadı.
26 Mayıs 1993
Marseille: Barthez, Angloma (Durand), Di Meco, Boli, Sauzee, Desailly, Eydelie, Boksic, Voller (Thomas), Pele, Deschamps (capt)
Milan: Rossi, Tassotti, Maldini, Albertini, Costacurta, Baresi (capt), Lentini, Rijkaard, Van Basten (Eranio), Donadoni (Papin), Massaro
GOL :Dk. 45 Boli








Tiki-Taka deyimi son günlerde çok popüler ve ilerleyen yıllarda siz de bol bol duyacaksınız emin olun . Çünkü kesinlikle bir futbol ekolü olacak , bence oldu bile . Nedir peki bu Tiki-Taka ? Kaba hatlarıyla ortada sıçan oyunun sahadaki gelişmiş versiyonu . Topa mümkün olduğunca sahip olup , sürekli hareket halinde pas alışverişinde bulunma olayına deniyor . Yalnız bu işi yaparken enine , dikine , kısa ve uzun her türlü pası kullanabilecek teknik kapasitesi yeterli oyuncuların bir arada bulunması gerekiyor. Bu olayı dünyada tahmin ederseniz en iyi Barcelona yapıyor . Rakip pas manyağına döndüğü için topa hasret kalıyor . Maç sonu istatistiklerinde rakip takımların koşu mesafeleri daha fazla çıkıyor genelde. Çünkü top kapabilmek için normalden daha fazla koşmak zorunda kalıyorsunuz . Tiki-Taka'yı becerebilen takımlar (fazla da yok gerçi)topu fazla koşturuyor doğal olarak . Tiki-Taka (Tiqui-Taca) deyimi İspanya'da türemiş. İspanyol televizyoncu Andres Montes İspanya Milli takımının 2006 Dünya Kupası'ndaki oyun tarzı için bu yakıştırmayı yapmış ve o zamandan itibaren popüler olmuş .
Barcelona'nın bir kaç hafta önce R.Sociedad ile oynadığı maçta yaptığı 938 isabetli pası en iyi anlatan olay Tiki-Taka . İspanyol milli takımında da aynı tarzla Xabi, Iniesta, Xabi Alanso, David Silva ,Cazorla ,Fabregas gibi adamlar en büyük yükü kendi üstlerine alarak forvette David Villa , Torres ve Llorente gibi bu oyunu fazlasıyla benimsemiş forvet hattıyla kolay kolay maç kaybetmiyorlar . Eğer rakip takım taraftarıysanız fazlasıyla sıkıcı bir oyun . Aslında topu çok dolaştırıp sürekli pas yapmayı sadece biz değil çoğu futbolsever sevmiyor . Messi , Pedro ve Villa gibi estetik ve hızlı adamlarınız yoksa gole hasrette kalabilirsiniz bu oyun tarzında. Ama bir gerçek var ki bu işi iyi yaparsanız futbolun matrix'ine ulaşmaya ramak kalıyor . 












Her inişin bir çıkışı , her karanlığın bir sabahı vardır var olmasına da bu Cimbom'un inişi ne zaman biter , güneş yüzünü ne zaman kestirir bilinmez. Daha bundan dip var mıdır merak ediyorum . Yeni nesil artık G.Saray'lı değil , şu anda olmaz da . Benim 5 yaşındaki oğlana bu mağlubiyetlerle Cimbom sevgisini açıklamaya çalışırken çektiğim eziyeti bir bilseniz :) Kötü olan ne biliyor musunuz ? Takımın yenilgilere karşı artık bağışıklık kazanmaya başlaması . Futbolcular mağlubiyetlere alışmış , seyirci de alışmış ve yönetim dünden alışmış! Kewell'ın yüzünde hep gülücükler , Neill aman hocam Nobre'ye kart gösterme , suçu yok diye çırpınıyor. Futbolda bunlar olsun da kardeşim derbinin bir özelliği olmalı be ya ! Rakibini bir korkut ,yıldır maçtan sonra verirsin teselli olayını . G.Saray artık ürkütmüyor , çünkü büyüklük emareleri kalmamış.
Futbolda kötü günler her zaman olabilir . Avrupa liglerini bir kolaçan edin , kalburüstü bir çok takımın puan cetvelinde alışık olmadığı yerlerde oladuğunu göreceksiniz. Futboldur deriz geçeriz . Yapılması gereken geleceği kurtarmak . Bu sene zaten bitti . Bu kadroyla Türkiye Kupası da hayal. Şimdiden bir temizlik , bir vizyon oluşturup gelecek seneyi kurtarmak lazım . Ama o vizyonu gösterebilecek bir yönetim olmadığından bir şeyler umut etmek zor. Devre arası gelişmeleri ne olur bekleyelim , ondan sonra takımın geleceği üzerine biraz kahinlik yapabiliriz...