Bir süredir sesi soluğu çıkmayan İngilizlere ilaç gibi gelen bir galibiyet oldu . İntikam ateşiyle yanan, fakat bir o kadar da maça çekingen çıkan İngilizlerin sonucu aklına bile gelmeyecek bir maçın sonunda Hırvatların ve Bilic'in de bir nevi karizması çizildi galiba . İngiliz basını bundan sonra Walcott ve Capello'yu ayın tepesine çıkarır önümüzdeki süreç boyunca. Kahraman sıkıntısı çekmişti yaz boyunca İngiliz basını . Walcott'tan iyi malzeme çıkar bundan sonra . İtalyan Capello da saygınlığını epey arttırdı bu maçın sonunda ...
11 Eylül 2008 Perşembe
Yeniden İngiltere
Bir süredir sesi soluğu çıkmayan İngilizlere ilaç gibi gelen bir galibiyet oldu . İntikam ateşiyle yanan, fakat bir o kadar da maça çekingen çıkan İngilizlerin sonucu aklına bile gelmeyecek bir maçın sonunda Hırvatların ve Bilic'in de bir nevi karizması çizildi galiba . İngiliz basını bundan sonra Walcott ve Capello'yu ayın tepesine çıkarır önümüzdeki süreç boyunca. Kahraman sıkıntısı çekmişti yaz boyunca İngiliz basını . Walcott'tan iyi malzeme çıkar bundan sonra . İtalyan Capello da saygınlığını epey arttırdı bu maçın sonunda ...
Bayat Çikolata
Dün gecenin en sansasyonel ve en salak sonucu kanımca . İsviçre 1 - 2 Lüxemburg . İsviçreliler Lüxemburg'a resmen tarih yazdırdı . Haliyle bu işten en karlı çıkan takım Yunanlılar oluyor . Gruplarında adam akıllı Yunanistan'ı zorlayabilecek tek takım , mikrop kadar küçük bir ülkeye yeniliyorsa Yunanlılar da sirtaki yapa yapa G.Afrika'ya gider doğal olarak . Bazen kıskanmadan edemiyorum komşuyu . Bir önceki postta da belirttim ya, risksiz, sakin ve emin adımlarla gelen kolay zaferler . Valla özeniyorum bazen bu adamlara ....
TÜRKİYE 1 - 1 Belçika (11.09.2008)
Hayatta her zaman riske girilmez. Girilmez ,girilmemeli . Artık Fatih Hoca'nın bu kumarları kabak tadı vereli epeydir oluyor galiba . Hazırlık maçlarında bile denemediği adamları puan maçında sahaya sürmenin adı cesaret olmamalı artık . İnat , ısrar ve saçma sapan yenilen goller halkasına bir yenisi daha . İşimizi zora sokmadan , dingin ve tırnak yedirtmeyen galibiyetlerin özlemi içindeyim . Ne zaman işimizi düzgün ve sağlam yapacağız biz ?
9 Eylül 2008 Salı
Ölümüne Hamburg !
Forma, atkı ,kombine ıvır zıvır derken kulübe olan bağımlılığını göstermenin en güzel yolunu bir şekilde Hamburglular buldu galiba . Hamburg futbol kulubü taraftarlarından 20.000 Euro gibi bir mebla toplayarak stadın hemen yakınına kulübe ait mezarlık alanı oluşturdu .Yaklaşık 500 kişinin ikamet edeceği bu alanda :) isteyen kulube başvurarak burada gömülmek istediğini dile getirebiliyor . Ayrıca Hamburg logosu taşıyan mezar taşları ve tabutları da hizmete dahil .Cenaze merasimi boyunca kulübün bir nevi marşı olan 'Hamburg, meine perle' (Hamburg , benim incim)de eşlik ediyor . İlk mezar şimdiden satıldı bile. Kulüpte 53 senedir aktif bir görev alan 79 yaşındaki Horst Everstein müstakbel mekanına şimdiden gözü gibi bakıyor . Bu fikrin de karısına ait olduğunu söylemiş bu adam . Futbol öyle bir şekilde yol almaya devam ediyor ki artık insanların ölüsü bile para etmeye başladı bu alemde ...Sonumuz hayrola ....Essien'sizlik
Sevdiğim adamlardandır Essien .Geçen sene Chelsea'nin orta sahasında resmen takımın akciğeri olmuştu ve oynadığı futbolla nerdeyse İsrailli Avram Grant'a bir adet Premiership ve bir adet Şampiyonlarlar Ligi kupacıkları kazandırıyordu .Mourinho'dan boşalan sorunlu Chelsea'nin dayanıklılığını ve mücadele gücünü arttıran önemli bir futbolcuydu .Ne yazık ki Gana'nın Libya ile oynadığı Dünya Kupası eleme grubu maçında sakatlanarak 6 ay gibi bir süre futboldan uzak kalacağını duydum . Bu adamda gerçi dana kuvveti var belki de umduğumuzdan erken de dönebilir sahalara .Ama sakatlık işte, uzun süre gözlerden uzak kaldınmı formada bir o kadar ırak oluyor işte . Üzülmedim desem yalan olur, aynı takımda Fenerbahçe'de bir ara manyak bir sezon geçirip futbol hayatı nerdeyse bitti denen Appiah sağlam bir dönüş yaptı futbola. Appiah'tan nöbeti devraldı galiba Essien . Şu bir gerçek ki Scolari onu çok arayacak bu sezon . Tabi aynı zamanda bizim gözlerimiz de ...
7 Eylül 2008 Pazar
Ballılar !
Akşam RAI Sport'tan maçı izlerken ekranları başındaki ve tribünde yerini alan İtalyanların maç bitene kadar ellerindeki bütün tırnakları kemirip bitirdiğini düşündüm bir an .Rumlar sağlı sollu saldırırken Buffon bir rezaletten kurtardı İtalyanları .Maçı İtalyanlar kazandı ama emin olun bu kadar aciz bir İtalya hiç görmemiştim daha önceden .Di Natale her zamanki gibi takımı ipten alırken , Rumların futbolda her geçen gün bir seviye daha atladığını da belirtmek lazım .
Sabır
Daha yazın Avusturya'nın kendi halkı takımlarının sahaya çıkmaması için imza topluyordu . O takım Dünya Kupası elemelerinin ilk ayağında Fransa'ya 3 tane çaktı . Ahı gitmiş vahı kalmış Fransa'nın oynadığı bu topa katlanan ve sabırla Domenech'i takımın başında tutan zihniyete şaşıyorum . Ey Zidane ! Geldiysen masaya üç defa vur !
Ermenistan 0 - 2 TÜRKİYE (06.09.2008)
Rüzgarın bol olduğu maçlardan nefret ediyorum . İki top yaptırmaz adama . Rüzgarı da önüne aldın mı attığın top sana gelir hatta arkana düşer .İlk yarıda rüzgar avantajını pek kullanamayınca , ikinci yarıda bu top nasıl gider öbür tarafa diye düşünmedim değil .Fakat ikinci yarıda oynanan derli toplu , daha istekli oyun maçı getirmiştir .Daha maçın başında milli marşlar okunurken rakibin kameraya cıvık cıvık kaş göz atışları , ağızlardaki cak cuk sakızlar nasıl bir rakiple oynayacağımızın portresini çizmiştir .Topu istop edişimizden tutun da , paslaşmalara kadar arada buram buram kokan kalite farkının olduğunu görmüşsünüzdür .Bu kalite farkını gole çeviremeyince sıkıcı bir ilk yarıyı geride bıraktık .Gökhan Gönül ve Emre'nin bir türlü form tutturamayışı, Mevlüt'ün de evlere şenlik gol vuruşları çileden çıkarsa da , Semih'in her zamanki gibi çalışkanlığı ve Arda'nın da biraz sazı eline almasıyla olması gereken olmuştur ve iyi de bir başlangıç gelmiştir . Kötü mü oynadık hayır, belkide sabırlı , disiplinli tedbirli olması gerektiği gibi oynadık, fakat orta sahadaki yaratıcılığın tatminkar olmadığı ve ilerde bu durumun bizi üzebileceği bir maç izledik . Çarşamba günü Semih ve Halil ikilisini birlikte izlemeyi çok istiyorum ayrıca...STAT: Hrazdan
HAKEMLER: Tom Henning Ovrebo, Geir Age Holen, Jan Peter Randen (Norveç)
ERMENİSTAN: Berezovski, Hovsepyan, Arzumanyan (Khachatryan dk. 34), Tateosyan, Mkrtchyan, Pachajyan, Voskanyan, Arakelyan, Artavazd Karamyan, Mkhitaryan (Zebelyan dk. 65), Manucharyan (Arman Karamyan dk. 75)
YEDEKLER: Kasparov, Minasyan, Aleksanyan, Hakobyan
TEKNİK DİREKTÖR: Ian Poulsen
TÜRKİYE: Volkan, Gökhan Gönül, Gökhan Zan, Servet, Hakan Balta, Emre, Mehmet Aurelio, Arda, Tuncay (Ayhan dk. 65), Semih (Gökhan Ünal dk. 82), Mevlüt (Kazım dk. 55)YEDEKLER: Serdar, Mehmet Topal, Halil Altıntop, İbrahim Kaş
TEKNİK DİREKTÖR: Fatih Terim
GOLLER: Tuncay (dk. 60), Semih (dk. 77)
SARI KARTLAR: Mkhitaryan (Ermenistan), Gökhan Zan (Türkiye)
6 Eylül 2008 Cumartesi
5 Eylül 2008 Cuma
Yenin şunları !
Milli takımı özlemedim desem yalan olur .Yazın farklı bir heyecan yaşatmışlardı bize . Bugün Ermenistan maçıyla yeni bir maceraya daha yelken açıyoruz . Ermenistan ile geçmişe dayanan husumetimiz malum . Ortada bir gerçek var , ne biz onları seviyoruz ne de onlar bizi . Lafı dolandırmaya hiç gerek yok, öyle işte . Yıllar yıllar önce rahmetli dedemin birine kızdığı zaman ''Ermeni tohumu, Yunan dölü ya da Gavur !" dediğini çok iyi hatırlarım . Küçükken pek çakmazdım bu işlerden , yahu bu Ermeni tohumu ne demek acaba derdim kendi kendime . Sonrasında öğrendik bazı şeyleri ama, dedim ya atalarımızın diline bile yapışmış bu cümleden iki ülke arasında süregelen kinin ne boyutlarda olduğunu anlayabilirsiniz .Ermeniler külliyen kötü mü ? Elbette genelleme yapmak pek adil değil ama, bu maçın diğer maçlara göre önemli olduğu gerçeğini değiştirmiyor .En az onlar da bizim kadar bu maçı kazanma ve egolarını tatmin etme yolunda deli gibi top oynayacaklar . Saha şartlarının pek iyi olmadığını duydum .Fatih Terim biraz ortamı yumuşatmaya çalışsa da futbolcuların zihinlerindeki buzdağının görünmeyen kısmı maçı galiba biraz gergin kılacak gibi geliyor bana . Olmuyor olamıyor işte . Ben bu konuda pek esnek davranamayacağım galiba, çünkü engel olamıyorum ,özellikle bu maçı kesinlikle kaybetmememiz gerekiyor.
Racon !
Liverpool'un defansında sessiz sakin işini yapıp , tatlı sert futboluyla fanteziye kaçmadan oynayan tam bir görev adamıdır Jamie Carragher . İstikrarlı futbolu ile Benitez'in de gözdesi olmuştur her zaman . Bir kaç gün önce Mirror'da onunla ilgili ilginç bir haber okudum ve bu sessiz sakin gibi görünen adamın içinde ne tür fırtınalar koptuğunada şahit oldum bu haberle . İngiltere'de adettendir, birazcık şöhret basamaklarını tırmanan her birey hemen otobiyografisini piyasaya sunar .En son hatırladığım daha 20 yaşındayken (yaş kemale ermemiş)Manchester'lı Rooney'in hayatıdır.Pek te satar bu kitaplar . 30 yaşındaki Carragher'de hayatı seri halinde sunuluyor İngiliz medyasında.
Yıl 2003, Blackburn ile oynanan maçta Lucas Neill'in tekmesiyle Carragher'ın ayağından bir çıtırtı sesi işitilir .Ayağı kırılan Carragher futboldan uzak kalmıştır bir süre .Bu süre içersinde Neill' e olan öfkesi had safhadadır Jamie'nin . Arkadaşları da bunu çok iyi bilmektedirler . Olaydan bir kaç hafta sonra arkadaşlarından Jamie'ye bir telefon gelir . "Hey Jamie, biz şu anda Trafford Centre'dayız .Lucas Neill tam bize doğru geliyor . Ne yapalım bu herifi ? " . "Yalnız küçük bir sorun var , yanında küçük Davey Thommo'da var .(Bu da Blackburn'lü David Thompson oluyor ve Carragher'ın en sevdiği adamlardan biridir.)"Carragher her an gerçekleşebilecek operasyona Thompson'ın şahit olmasını ve karışmasını istememektedir . Bu yüzden meseleyi kapatır , fakat Neill Thomson ile mesaj göndermeyi de unutmaz .Yatıp kalksın Thompson'a dua etmesini söyler Neill'e .Blackburn'ün o zamanki menejeri Terry Darracott , Jamie'ye rica eder olayı tamamen kapatması konusunda . Jamie'de kıramaz onu ... Yıllar sonra ayyuka çıkan bu olay aslında Jamie'nin uysal gibi görünse de futbolu gibi ne kadar sert bir tabiatının olduğunun kanıtıdır adeta ....4 Eylül 2008 Perşembe
Şefkatli Benítez
Benitez'in her yeni gelen transfere evlat muamelesi yapıp kanatları altına alıp basın önünde böyle poz verişini gördükçe insanın bu takımda oynayası geliyor . Tabiki Benitez'in ağzının kulaklarına varmasında en temel nokta istediği bir transferin gerçekleşmiş olması . Yeni transfer Albert Riera da bundan pek memnun görünüyor . Bundan böyle Arap Şeyhlerinin elinden bir adamı kapıp transfer etmek , Benitez gibileri için zil takıp oynama vesilesi olacak galiba ...
3 Eylül 2008 Çarşamba
2 Eylül 2008 Salı
Delgado
Çok sevimli bir adam kendisi . Vücudu ve ayak yapısıyla da tam bir futbolcu görüntüsü var..Arjantinliler yakışıklı oluyor zaten, surat ta bir sorun yok . Kaptanlık pazubandı da felaket yakıştı ona. Çıkıyor sahaya takır takır topunu oynuyor, oynatıyor . Gerçekten BJK'de onu izlemek bana keyif veriyor . Futboluyla her gün olgunlaşan, her geçen gün liderliğine bir şeyler katan Delgado BJK'nın makus talihini, bozarsa bozabilecek tek adam gibi geliyor bana ...
Oliver de gitti !
Bir eski tenisçi Boris Becker bir de Oliver Khan . Suratlarına baktıkça hakkaten saf Alman yahu bunlar derdim kendi kendime. Khan Bayern'in kalesini devraldığında ve onu ilk gördüğümde , yıllar önce çocukluğumda TRT1 de geceleri çıkan Güzel ve Çirkin dizisinin (Terminator'ün Linda Hamilton'unu ilk bu dizide tanımıştık .)aslan adamı Vincent ile özdeşleştirmiştim onu . Bayern'in simge adamlarından biri olan Khan'ın tavan yaptığı dönem Valencia ile oynanan CL finaliydi . Kurtardığı penaltı ve maçtaki performansı maçın önüne geçmişti resmen .Almanya milli takımıyla oynanan maçla son kez Allianz Arena'ya çıktı Oliver .Maç berabere bitti fakat skorun hiç önemi yoktu , bir sayfa daha böylelikle kapanmış oldu . 21 yıllık futbol kariyeri boyunca 86 kez milli olan Khan tam 557 Bundesliga maçına çıktı ve üç kez dünyada yılın en iyi kalecisi seçildi . Bu onur onun ...Sülo !
Süleyman El Fehim . Manchester City'nin yeni sahibi .Ruslar muslar bahane Araplar şahane durumu . Manchester City'i tam 210 milyon sterline satın aldı bu adam . Sülo'nun en büyük amacı City'i Arsenal,Chelsea,M.United ve Liverpool'un hegemonyasından kurtarıp EPL'de yeni bir çığır açmak . Arapların kulüplerini satın alması hoşuna gidiyor mu ,bilmem ama gelecek yıllarda City'nin çehresinin değişeceği malum .Transferin son gününde hiç aklıma bile gelmezdi Robinho'yu alacakları . Bir trilyon sterlinlik servetiyle Abramovich Medine fukarası gibi kalıyor bu adamın yanında. Daha önceden de defalarca belirtmiştim İngilizler futbolu ilerde tek başına oynamaya başlayacaklar, gerçekten aldılar başını gidiyorlar bir tarafa . Araplar'ın bu futbola el atmasıyla futbolun dini kitabı para olur gelecekte ..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







