27 Şubat 2011 Pazar

Kupasız Arsenal !

Çoğu kişi Arsenal'in genç yeteneklerini ve futbolunu izlemeye doyamaz. Verdikleri seyir zevkinin artık bir kupayla taçlandırılması yorumunu herkes dillendirir . Yıllar sonra bir kupa almaya yine yaklaşmışlardı ki yine olmadı olamadı . Dün Birmingham'a 2-1 yenilerek Carling Cup'a havlu attılar . En son Arsenal'in kupa kazandığı tarih 21 Mayıs 2005. FA Cup finalinde M.United'ı penaltılarla yenerek o kulplu tenekeye ulaşmışlardı . O günden beri Wenger ve adamları kulübün müzesine kilit vurdular . Fabregas şimdi gitmek istemesin de ne yapsın. Wenger'e üzülüyorum açıkçası . O kadar emeğin ve çabanın karşılığında hüsran olunca üzülmemek elde değil...

Öff ulen Cimbom öffff !

Son 10 sezonda G.Saray'ın aldığı mağlubiyet sayısı şu ana kadar 67 olmuş . Cimbom bu sene kendi rekorunu kırıp şimdiden 11 kez sahadan yenik ayrılarak ele güne bizleri rezil etti . Ezeli rakiplerden Fenerbahçe'nin son 10 sezonda ligde aldığı mağlubiyet sayısı 57 iken Beşiktaş'ın da G.Saray gibi 67 . Yani bu sezon resmen Cimbom'u çaptan düşürmüş . Süper Lig'de oynanan diğer çekişmeli ve korakor maçları izledikçe G.Saray'ın diğerlerine göre bir hayli güçsüz ve çaresiz olduğu aşikar . Kırılgan ve çelimsiz G.Saray'ı maçların ilk ve son çeyreğinde haklamış rakipleri .
  • 0-15 arası 7 gol
  • 16-30 arası 1 gol
  • 31-45 arası 5 gol
  • 46-60 arası 4 gol
  • 61-75 arası 5 gol
  • 76-90 arası 7 gol

yemiş Cimbom . Yani maçın başı ve sonları çoğu maçta sarı kırmızılıların kaderini çizmiş . Kanatları çalışmayan , yaratıcılıktan uzak orta sahası vizesiz geçişe dönmüş G.Saray'ın önemli isimlerinin yokluğu ve teknik adam(lar)ın maç içinde oyunu okuyamayıp yetersiz kalması rezil sezonun nedenlerinden . Kaliteden yoksun yerli ve yabancıların her maçta iskeleti oluşturamadan bir şeyler yapmaya çalışmaları beyhude çabadan öteye geçmiyor. G.Saray şu futboluyla büyük ihtimal seneye Avrupa'da da oynayamaz . Türkiye Kupası'na uzanması sürpriz ötesi bir durum . Gelecek sezonları kurtarma adına yapılacak tek iş Hagi ve gereksiz bir çok adamla yolların ayrılması ve sabırlı olunması . Hagi maalesef dersini çalışmayıp rakiplerini iyi süzemediği gibi maçın gidişatını değiştirecek hamlelerde de bulunamıyor. Futbolculuğunda engin bir deniz olan Romen'in teknik adamlıkta vizyonsuzluğu illallah deditecek cinsten . O da artık inanmıyor , onun da şevki kaçmış durumda. Gelir mi bilmem ama Abdullah Avcı ile anlaşılsa hiç fena olmaz seneye . Bu saatten sonra paraları deli gibi savurup Türk futbolunu tanımayan yabancı hocalara takımı emanet etmek akıllıca olmaz. Hakan Şükür ismini duyunca bir çok kişinin kaşlarını çattığını görür gibiyim. Fakat onun da yönetime katılımıyla bir silkinme yaşanabilir gibime geliyor. Sevseniz de sevmeseniz de bu takımı derleyip toparlayacak bir abiye ihtiyaç var . Zapata'yı şutlayıp İskandinav ekolünden bir kalecinin alınması gerekiyor. Oralarda iyi kaleci yetişir genelde . Rus ve Ukrayna'da koşturan çalışkan ve kaliteli isimlerin izlenmesi ve araştırılması gerekiyor. Rus ve Ukrayna futbolunun son yıllardaki evrimi gözden kaçırılmamalı. Ligimizin sertliğiyle başedebilecek fazlasıyla futbolcu var oralarda. Çıtkırıldım sakat yıldızlardan gınağı geldi artık . Sabaha kadar konuşsak konuşuruz bu Cimbomu . Cenk Tosun gibi nice gurbetçiler var dışarda . Ama her şeye rağmen oyuncuların pes etmiş ruhsuz halleri var ya işte o bizi yüreğimizden vuruyor işte . Bu seneyi de geçtim , gelecek senelerde bu enkazı kaldırmak bir hayli zor olacak...

24 Şubat 2011 Perşembe

Kapında büyüdük..!

Malta'lı Liverpool fanatikleri üşenmemişler , derneklerinin kapısını komple değiştirmiş. Meşhur Shankly Gates in replikasını girişe koymuşlar . Her sevginin bir girişi , bir kapısı var elbet...!

Çizme delindi !

İki takımın en son karşılaştığı finalden bu yana 9 ay geçti . Zaman Inter'den çok şey almış götürmüş kesin . Geçen sezonki başarısıyla İtalyan futbolunun şerefini bir nebze olsun kurtarmıştı Inter . Şimdi tablo vahim gözüküyor , ve CL'de 3 İtalyan takımının üçünün de kendi sahasında aldığı mağlubiyetler Çizme'nin futbol geleceği ve kalitesi ekseninde tartışılacak . Bavyera cephesinde intikamın tadı var şimdi . Mario Gomez bu sezon Bayern'in filelerle en çok buluşan futbolcusu. Bundesliga, Dfb Pokal ve Şampiyonlar Liginde oynadığı 32 maçta şu ana kadar atığı gol sayısı 28 . Van Gaal'ın has adamlarından birisi oldu ve Klose'yi unutturdu sanki . Ayrıca Bayern'in genç kalecisi Kraft'ın performansı muhteşemdi . Bu Almanlar nasıl kaleci yetiştirirler ayrı bir tez konusu ...

21 Şubat 2011 Pazartesi

Bence Alex de bu dünyadan değil ...

"Alex Türkiye'de çok iş yapar ama Avrupa'da hiç bir halt edemez." İnanın bu tür yorumları duyunca artık bir G.Saray'lı olarak benim bile isyan edesim geliyor. Sanki Avrupa'da cayır cayır turları atlayıp oraların tozunu atmış futbolcular ve takımlarımız varmış gibi adamı neyle mukayese ediyoruz. Türkiye'de nefes alıp veriyoruz kardeşim , işimize bakalım. Bu ülkenin insanları sevinçlerinin yüzde doksandokuzunu bu topraklarda yaşıyor . Fenerbahçeliler o kadar şanslı ki , ülkemizde zekasıyla top oynayan ender adamların en iyisi olan Alex sarı lacivert formayı giyiyor. Verilen parayı yıllarca berekete çeviren kaç futbolcu varki günümüzde . Yıllarca top koşturduğu ligimizde rakamları altüst eden Alex'in bir kez olsun şımardığını , kendisini herkesten üstün gördüğünü gördünüz mü ? Adam içerde dışarda oynanan tüm kritik maçların çoğunda başrolü oynamış , daha ne olsun ...


Şu yukarıda attığı son golün güzelliğine bakın . Rüştü'yü geçtikten sonra sıfıra inip o tatlı bilekleriyle o açıdan topu o anda filelerle buluşturabilcek kaç adam var ligimizde. Alex imrenilecek bir adamdır . Terazinin kefelerini fazlasıyla altüst edecek bir adamdır. Koşmuyor , Avrupa'da oynayamaz diyen futboldan çakmayan tayfayı madara edecek adamdır. Ne Fenerbahçe'nin , ne Aziz Başkanın ne de Aykut'un elindeki bu hazineyi takımdan koparacak cesareti yoktur . Keşke bizim takımda da olsun dediğimiz Brezilyalının yaptığı işleri ve verdiği pasları toparlayıp derlemeli ve futbol okullarındaki çocuklara izletmeli . Kıskanmıyorum , imreniyorum ...

17 Şubat 2011 Perşembe

Arsenal - Barcelona HD - Maçı indir ....

Bazı maçlar vardır , arşivliktir . Dün gece topu terbiye etmeyi öğrenmiş iki takımın mücadelesini ve Wenger'in Barça'yı durdurma taktiğini izlerken keyif aldık . Hem keyif aldık hem de beynimizin gri hücrelerini arttırdık . Çünkü zeki futbolcuların akıllı yer tutuşları ve pas tercihleri zihnimizi açtı adeta .Evet bu futbol böyle oynanır dedim ve kıskandım . Bizim topraklarda bu oyunlara rastlanır mı acep ? Buyrun maçın linkleri aşağıda ...

1.Devre
http://hotfile.com/dl/105348303/9d25d96/1st.UCL.02.16.11.Arsenal.v.Barca.720p.skpd-hd-football.blogspot.com-sKpD.part1.rar.html

http://hotfile.com/dl/105350781/b90c4a6/1st.UCL.02.16.11.Arsenal.v.Barca.720p.skpd-hd-football.blogspot.com-sKpD.part2.rar.html
http://hotfile.com/dl/105350941/ab7ceae/1st.UCL.02.16.11.Arsenal.v.Barca.720p.skpd-hd-football.blogspot.com-sKpD.part3.rar.html
http://hotfile.com/dl/105355055/d6764ad/1st.UCL.02.16.11.Arsenal.v.Barca.720p.skpd-hd-football.blogspot.com-sKpD.part4.rar.html
http://hotfile.com/dl/105355808/1655885/1st.UCL.02.16.11.Arsenal.v.Barca.720p.skpd-hd-football.blogspot.com-sKpD.part5.rar.html
http://hotfile.com/dl/105358111/d2c5021/1st.UCL.02.16.11.Arsenal.v.Barca.720p.skpd-hd-football.blogspot.com-sKpD.part6.rar.html
http://hotfile.com/dl/105359395/ff7bd44/1st.UCL.02.16.11.Arsenal.v.Barca.720p.skpd-hd-football.blogspot.com-sKpD.part7.rar.html

2.Devre
http://hotfile.com/dl/105361063/7bfb509/2nd.UCL.02.16.11.Arsenal.v.Barca.720p.skpd-hd-football.blogspot.com-sKpD.part1.rar.html
http://hotfile.com/dl/105361471/7eb99f4/2nd.UCL.02.16.11.Arsenal.v.Barca.720p.skpd-hd-football.blogspot.com-sKpD.part2.rar.html
http://hotfile.com/dl/105363712/1ce4ac6/2nd.UCL.02.16.11.Arsenal.v.Barca.720p.skpd-hd-football.blogspot.com-sKpD.part3.rar.html
http://hotfile.com/dl/105363764/1d1d940/2nd.UCL.02.16.11.Arsenal.v.Barca.720p.skpd-hd-football.blogspot.com-sKpD.part4.rar.html
http://hotfile.com/dl/105367047/5d4e337/2nd.UCL.02.16.11.Arsenal.v.Barca.720p.skpd-hd-football.blogspot.com-sKpD.part5.rar.html
http://hotfile.com/dl/105367167/8312219/2nd.UCL.02.16.11.Arsenal.v.Barca.720p.skpd-hd-football.blogspot.com-sKpD.part6.rar.html
http://hotfile.com/dl/105371168/53c7f23/2nd.UCL.02.16.11.Arsenal.v.Barca.720p.skpd-hd-football.blogspot.com-sKpD.part7.rar.html

15 Şubat 2011 Salı

Deli olan sen misin İbo ?

"Köyde yetişmiş, ortaokul mezunu biri olarak size filozof numarası yapacak değilim.. Açık söyleyeyim, Beşiktaş sayesinde kitap okuyacak noktaya geldim.. Son 4-5 senedir de kitaplarla kendime rehabilitasyon uyguluyorum.. Porto’ya giderken havaalanında Alain de Botton’un kitabını seçtim.. Son günlerde okuduğum bir de Donald Trump’ın “Başarıya Giden 101 Yol” kitabı var..”

“Siz şimdi beni imtihan edersiniz Alain de Botton ile ilgili.. Kitabı alana kadar kim olduğunu fazla bilmiyordum.. Bilenlere sordum, felsefeyi günlük hayat diliyle anlatan, çok önemli bir yazarmış.. Gerçekten de öyle.. Ben Felsefenin Tesellisi’nden şunu anladım: Hayatta çok paran olabilir ama çok sağlam dostlukların olmayabilir.. Mal, mülk edinmek için çırpınmanın insana hiçbir hayrı yok.. Onun yerine gerçek dostlar kazanmak için çırpınmak daha büyük zenginlik getiriyor..”


“Kitaptan kendi hayatıma uyarladığım kavramlar da var: Mesela insan rahat olmalı.. Stres günümüzün hastalığı.. Kafanı acayip şeylere takarsan, bizim işte de, başka işlerde de başarının imkânı yok.. Çünkü stres direkt olarak işe yansıyor.. İyi bir profesyonelin işine odaklanması gerekiyor.. Stresin yaptığın işin önüne geçmesine izin vermeyeceksin..”


“Bir de tek başına yetenek yetmiyor.. Bir yerlere gelmek istiyorsan, yeteneğin yanına çalışmayı da eklemelisin.. O zaman uzun süre başarılı olabiliyorsun.. Kitapta da aynı mantığı görünce sevindim, çünkü bunu yıllardır uyguluyorum.. Tabii İsmail Köybaşı yandı şimdi.. Bu kitabı ona da okutturacağım ve bu mantığı onun kafasına yerleştireceğim..”


“Herkese tavsiye ediyorum.. Desinler ki, ‘Yahu top peşinde koşan Deli İbrahim bile kitap okuyormuş..’ Ve onlar da okusun.. Kitap okumak bir rahatlama ve kendini iyi hissetme yöntemi.. Rüştü ağabey sayesinde kitap okumaya alıştım.. Seyahatler, kamplar artık kitapsız geçmiyor..."

İbrahim Üzülmez'in 07.11.2010 tarihinde Vatan gazetesindeki röportajından ...

Futbolumuzun en orjinal ve bayrak isimlerinden birisi olan Üzülmez'in bu şekilde gidişinden herkes gibi ben de hazzetmedim. Aslında veda toplantısında Demirören'in olmaması daha makbuldü. Başkan milleti keriz yerine koydu resmen . Canım cicim laflarıyla kovdu Delinho'yu. İstese Demirören ile birlikte yanyana olmak zorunda değildi. Fakat ben onun giderayak takımında sorun yaratmak istemediği için bazı şeyleri sineye çektiğini düşünüyorum. Bu arada Toraman diken üstünde olacak bundan böyle. Yukarıda geçen röportajda renkli kişiliğini yansıtmış İbrahim . Ama yukarıda söylediği bir kaç cümleyi uygulayabilseydi şimdi onun gidişini konuşuyor olmazdık . Güle güle büyük kaptan !

14 Şubat 2011 Pazartesi

Güle güle Fenomen !

"Gücüm var , hamle zamanlamalarım da hala iyi . Fakat artık hızlı değilim ." demiş Fenomen ve son noktayı koymuş . Bu sakatlıklar canıma tak etti diye de eklemiş . Son yıllarda onu hep yağlarıyla, göbeğiyle ve uçkur skandallarıyla değerlendirdik. Ama o futbol dünyasının gördüğü en nadide yeteneklerden birisiydi . Gol nasıl atılırmışın dersini verdi yıllarca . Profesyonelliğe adım attığı Cruizero yıllarında civan gibi delikanlıymış , kalbimizde de öyle kalsın ...

3 Şubat 2011 Perşembe

Arsene Wenger'in feraseti !

Dünyanın mali açıdan en sağlam kulüplerinden birisi Arsenal. Bunda kuşkusuz Arsene Wenger'in etkisi büyük. İngiltere'de Manchester City ve Chelsea gibi öncülük eden kulüpler harcadığı paralarla işin cılkını çıkarıp , önü gelmez israfı alışkanlık haline getirdiğinden beri Wenger'in kıymeti daha çok anlaşılıyor . Diğer rakiplerinin aksine genç yetenekleriyle o harcayan değil kazandıran bir şahsiyet . Peki Arsenal'e geldiğinden beri ne yapmış bu Fransız :1996 yılında Arsenal'in başına geçtiğinde çoğu kişi kim bu adam demişti. Japonya Lig'inden gelen bir Fransız'ın bir İngiliz takımına vereceği katkı ne olabilirdi ki ? Wenger gelir gelmez paraları har vurup harman savurup transfer bolluğu istemedi. Sadece acilen 21 yaşında Milan forması giyen Patrick Viera'nın transferini istedi . 3,5 milyon pound karşılığında bu transfer gerçekleşti . Viera ilerleyen yıllarda Arsenal'in kaptanı oldu ve 9 yıl boyunca 400'den fazla forma giydi . Takımdan ayrıldığında 20 milyon Euro Arsenal'a kazandırdı.
Dixon, Bould, Adams ve Winterburn' den oluşan defans kurgusunu bozmadı ve onların önüne Viera'dan sonra başka bir Fransız Emmanuel Petit'i ekledi . O da Viera gibi 3,5 milyon pound'a malolmuştu . 3 sene sonra Barça'ya transfer olduğunda kulübe 7 milyon pound kazandırmıştı . Bir başka isim Marc Overmars Arsenal'e katıldığında 6 milyon pound'a malolmuştu . O da Petit gibi Barça'ya gittiğinde Arsenal'ın kasasına 25 milyon pound girmişti .
Nicolas Anelka'yı futbol dünyasına kazandıran isim Wenger oldu . 19 yaşındaki Anelka'nın Gunners'a maliyeti sadece 500.000 pound idi . Real Madrid'e satıldığında onun için istenilen fiyat 22,5 milyon pound idi . 2001-2002 sezonunda o zamanlar adanın en gözde defanslarından birisi olan Sol Campbell 'ı Tottenham'dan beleşe getiren Wenger , çok makul rakamlara Ljungberg ve Pires'i takıma kazandırdı. İki futbolcu da hayatının en iyi dönemlerini Highbury'de yaşadı . Wenger'in Arsenal'a kazandırdığı en önemli isim şüphesiz Thierry Henry oldu. 11 milyon Pound'a Juventus'tan geldiğinde kendisi de dahil çoğu kimse onun Arsenal'ın süperstarı olacağını bilmiyordu . Henry'nin etinden sütünden fazlasıyla faydalanan Wenger onun Barcelona'ya 16 milyon pound'a satılmasına müsaade etti . 1 milyon pound' a Barça altyapısından Cesc Fabregas'ı aldı ve muhtemelen Nou Camp'a tekrar dönmesi beklenen İspanyol'un şu anki fiyatı kafadan geldiği paranın otuz katı civarında. Aynı şekilde Van Persie , Song ,Walcott ve Wilshere gibi isimler takımın istikbaldeki banknotları .
İlaveten Wenger Kolo Toure gibi kimsenin bilmediği bir adamı Fildişi topraklarından 150.000 pound'a Londra'ya getirip City'e 16 milyon pound'a pazarlamakla bir başka kazançlı iş daha yapmış oldu. Peki Wenger hiç mi transferde yanılmadı ? Elbette hayalkırıklıkları oldu. Francis Jeffers ve Richard Wright gibi karavanalar da oldu . Ama son yıllarda Viera , Anelka , Overmars ,Petit , Henry ve Toure gibi isimlerden takıma kazandırdığı 73.5 milyon pound'luk rakam onu her yöneticinin takımının başında görmek istediği adam yaptı . Dünya üzerinde yaydığı scouting atılımıyla tam bir yetenek avcılığı yapan Wenger'in kulübe kazandırdıkları sayesinde takım daha lüks ve kaliteli bir stada taşındı. Eski stadın çevresine yapılan 655 apartman ve site de kulübe ek gelir getirmekte. Wenger'in en pahalı transferi 13 milyon pound'a aldığı Slyvian Wiltord . Bu rakam diğer kulüplerin verdiklerinin yanında devede kulak .Dünyada gerçekten şu anda Arsene Wenger'in başka bir örneği yok . Yıllardır gelmeyen kupasızlık ve başarıya pek aldıran yok aslına bakarsanız. Çünkü eninde sonunda bir şekilde başarı gelecek . Kendi felsefesinden taviz vermeyen Fransız'ın bizim ülkemiz de dahil olmak üzere dünyadaki bir çok çarçur manyağı kulübe vereceği dersler var kesinlikle....

Neville dayı bırakır ...

Gary Neville insan olarak sevdiğim karakterlerden birisi değil açıkçası . Ama bir gerçek var ki Manchester United tarihinde kendisine makul bir şekilde yer edinmiş isimlerden birisi . Ferguson onu kendi neslinin en iyi İngiliz sağbek oyuncusu olarak tanımlamış . Sahadayken her tarafından buran buram kibir akan bir futbolcuydu sanki . Rakiplerini küçümsemesi ve sert oyunu onun tarzıydı . Kardeşi daha bir uysal görünürdü gözüme .Seyircilerin sinir katsayısını yükselten tipik bir İngiliz futbolcusuydu. Her şeye rağmen Ferguson'un sözünden zerre kadar çıkmayan 602 defa United formasını , 85 kez de milli formayı üzerine geçirmiş bir futbol emekçisi . Pek sevmezdim ama işine verdiği önem ve görev disiplinine sıkı sıkıya bağlı olmasından ötürü saygıyı hakeden bir isim .Onun da futbolu bırakmasıyla Manchester'da bir dönemin bitmesine ramak kaldı . Sadece Giggs ve Scholes kulübün abileri artık ...
Bu arada en üstteki foto çok hoşuma gitti .92 yılından . Beckham ve Butt hemen gözüme çarptı. Zaman çabuk mu geçiyor ne....

28 Ocak 2011 Cuma

Kafam bir tek topa çalışıyor !

Poz dediğin böyle olur ...

Lucas Neill üzerine millileri çekip Katar'ın tuhaf yapılı gökdelenlerinde poz vermiş ya harbiden beğendim . Hele arkasındaki füze kılıklı gökdelen nasıl bir yapıdır , enteresan . Bu arada şu zıkkım turnuva bir an önce bitse de gelse iyi olacak , özledik ...

Real Adebayor !

Mario Balotelli ve Edin Dzeko transferleri Togo'lunun fişini çekti . Bizim eski alemci Jo'nun bile arkasında kalan bir futbolcunun Real Madrid'e transferi ,kiralık olsa bile, yaradanın Adebayor'a sunduğu büyük bir fırsattır . Mourinho'nun verdiği gazla Benzama'nın bereketsizliğini bir nebze olsun giderir mi bilinmez ama eminim ki Adebayor burda bir yerine iki koşup kendini göstermek için elinden geleni yapacaktır. Nerden nereye diyelim ; yıllar önce ikinci ligde Metz forması giyen Togo'lunun ağaç yuvası kıvamındaki saçları ve takım arkadaşı Fenerbahçali Niang ile çekilmiş karesini arşive de eklemiş olalım .

27 Ocak 2011 Perşembe

Bask rüyası : Athletic Bilbao

Avrupa'nın en nevi şahsına münhasır takımlardan birisi Athletic Bilbao . Bunun nedeni tahmin ederseniz ki kuruluşundan itibaren bir kez olsun dahi yabancı futbolcu oynatmaması. Takım tamamıyla Bask bölgesinde doğup büyümüş futbolculardan oluşmakta ve sonsuza dek bu kuralın işlemesi öngörülüyor . Her ne kadar yıllar sonra tarihinde ilk kez forma reklamı alarak küreselleşen futbol dünyasının getirilerine karşı açık verse de Bilbao'nun futbolcuları kıyamete kadar Basklı olacak düsturu ile şekil buluyor. Bu durum bazı eleştirileri yanında getirse de saygı duyulması gereken onurlu , başı dik bir kulüp gerçeğini değiştirmiyor.
Athletic Bilbao İspanya'nın en köklü ve en başarılı kulüplerinden bir tanesi . 1928 yılında kurulan Bilbao , Recreativo de Huelva'dan sonra İspanya'nın en eski 2. futbol takımı . Şu ana kadar 8 şampiyonluğu ve 23 Kral Kupası var. Real ve Madrid ve Barcelona'dan sonra ikinci lige düşmeyen tek takım . Yabancı sınırlamasının kalkmasıyla diğer İspanyol kulüpleri karşısında rekabette ciddi sorunlar yaşayan takımın en son lig Şampiyonluğu 84 yılında gelmesine rağmen kimse bunu dert etmiyor çünkü olaya saf futbol başarısı penceresinden bakarsanız önemli bir gerçeği kaçırabilirsiniz . El Mundo tarafından yapılan bir ankete göre taraftarların %76'sı geleneksel kulüp felsefesi olan La Cantera zihniyetini terketmektense takımlarını 2.ligde oynamalarını tercih edeceklerini belirtiyor .
Athletic Bilbao Bask milliyetçiliğinin adeta bir simgesi . Bask halkı için takım bir din gibi . Stadları San-Mames haliyle bir Katedral kıvamına geliyor . Kulübün siyasi kimliği kesinlikle ikinci plana atılmıyor ve maçlarda Anti-İspanya sloganlarının yanısıra Bask ayrılıkçı güçlerini destekleyen sloganlar atılıyor. Bir gerçek var ki bu sloganları atanlar her geçen yıl azınlık durumuna düşüyor çünkü insanlar daha doğrusu yeni nesil maçlara daha konsantre olarak çılgın bir atmosfer yaratıyor.
"Mes que un club" yani bir bir kulüpten daha fazlası lafı Barcelona'ya ait biliyorsunuz . Aslında aynı ifade Athletic Bilbao için de cuk oturuyor. Barça ve Athletic arasında göze çarpan benzerlikler var . İki takım da bağımsızlık arayışındaki Katalan ve Bask bölgelerinin en büyük takımları .Her iki takımın da ideolojilerini futbolla birleştiren sadık bir taraftar kitlesi var . İki takım da yerel futbolcularının daha çok oynatılması gerektiğine inanıyor . Tabi Barcelona devasa bütçesiyle yabancı transferine harcadığı paralarla bu kurala uymamış görünüyor. İşte bu yüzden bir kulüpten ötesi klişesini Bilbao ekibi hakediyor . Modern futbol dünyası Athletic Bilbao'yu her geçen sene zirveden uzaklaştırsa bile kulüp yerli malı Bask'ın malı prensibinden zerre kadar ayrılmıyor.
Athletic'i yabancı düşmanlığı ve ırkçılıkla suçlayan çevrelerde var . Fakat bu tam anlamıyla doğru sayılmaz . İronik olan durum Athletic Bilbao'nun İngilizler tarafından kurulmuş olması . Ve çoğu kez takım yabancı antrenörlerle çalışmış ve genç takımı eğitmesi için farklı ülkelerin spor adamlarına başvurulmuş . "Sıfır yabancı" değil sadece Bask evladı futbolcu kuralı ön planda tutuluyor . Biraz önce de belirttiğimiz gibi bu siyasi duruşundan ötürü futbol başarısı sekteye uğramış gibi görünse de Athletic felsefesi Basklıların ciğerine işlemiş ve bu durumdan da şikayetçi değiller . Modern futbol dünyasına göre bu anlayış tam bir delilik . Fakat Bilbao'lular kendilerini romantik futbolun özü olarak değerlendiriyor. Onlara göre yeter ki Bask insanlarını temsil eden kırmızı beyaz çubuklu - siyah şortlu Bask evlatları yeşil sahada olsunlar ve yemişim modern futbolu ...

Önemli olan boy değil ....

UEFA'ya kayıtlı tam 36 ülke ve 13.000'den fazla futbolcu incelenmiş . Araştırmayı yapanlar The Professional Football Players Observatory adlı bir kuruluş ve ilginç veriler var . Avrupa'nın en kısa boylu takımı 177.38 cm ile Barcelona çıkmış . Katalanların şu anda rakipsiz olduğu konusunda çoğu kişi hem fikirdir . En uzun boylu takımlar 186.68 cm'lik ortalamayla Avusturya'dan Mattersburg ve Ukrayna'dan Volyn Lutsk . Avrupa'nın en yaşlı takımı 29.61 yaş ortalamasıyla Inter . Letonya'nın Olimps Riga takımı 19.02 ortalamayla Avrupa'nın en genç takımı . Avrupa'da top koşturan en çok yabancı futbolcu Brezilyalılardan oluşuyor.
Kadrolarında % 61 ile en çok yabancı barındıran ülke İngiltere . Onları Almanya %49.6 ile takip ediyor. En az yabancı futbolcu % 2 ile İrlanda'da . İrlanda Brezilya'lının olmadığı tek ülke ayrıca . Avrupa'da oynayan futbolcuların genelde boy ortalaması 181.92 cm . 2008 yılından beri bu rakam 0.29 cm artmış . Araştırmacılar teknik futbolun fizik futboluna göre her geçen sene azaldığı kanısında. Xavi ,Messi ,Iniesta , Sneijder, Modric ve Nasri gibi kısa boylu yetenekli futbolcuların yerini devasa futbolcular alacak gibi gösteriyor gidişat . İstikrar konusunda tartışmasız lider Manchester United . Ana yapısını,çekirdek kadrosunu ve belli başlı ekol adamlarını yıllardır değiştirmedi United . Takımla ne kadar oynarsanız başarı şansınız o ölçüde azalıyor . United 1 ya da 2 nokta transferle stability olayını kimseye kaptırmıyor. Genelde 5.71 yıllık ortalamayla United'lı futbolcular beraber oynamakta . United'ı Dinamo Kiev ve Barcelona takip etmekte ...

Şimdi nereye Camonaresi ?

Yakın zamanda İtalya'nın olmazsa olmazı , ciğeriydi Arjantin asıllı Camoranesi . İtalya'dan ayrılıp Bundesliga'ya Stuttgart'a transfer olmuştu . İşte o gün bugündür adını duymadık Camoranesi'nin . Koca sezonda 3 kez 11'e girebilmiş , yedek kulubesinin müdavimi olmuş . 34 yaşındaki futbolcu Almanlara siz yolunuza ben yoluma demiş Almanya'dan ayrılmış . Karşılıklı olarak sözleşmesi feshedilmiş . Sevdiğim adamlardan birisiydi . Şimdi bu yaşta ne yapar , kimin gözüne girer Allah kerim . Almanya'da ne işin vardı be senin gözüm ?

25 Ocak 2011 Salı

Darphane çalışmaya başladı !

Galatasaray'ın Sivasspor ile geçtiğimiz sezon Ali Sami Yen'de oynadığı maçta elde ettiği gelir 150 bin lira ! Sivasspor ile TT Arena'da oynadığı maçta ise sadece bilet satışından elde ettiği gelir 1 milyon 142 bin lira imiş . Yani nerdeyse 7.8 katı filan . Diğer miktarlardan bahsetmiyorum bile . Ali Sami Yen'de oynanan maçlarda elde ettiği gelirle elektrik parasını bile ödemekte zorlanan G.Saray'ın gelirleri Arena'nın yapılmasıyla birden fırladı . Önceden Derbi maçlarında bile elde edilen gelir 650 bin lira civarındaymış . Şimdi derbi başı 2.5 milyon lira gelir bekleniyor . Amaç ayrıca kombine satışlarını artırıp yılda 30 milyon lira civarında kazanım elde etmek . Büyük takım olabilmeyi yeni yeni öğreniyor Cimbom . Darphanesi pardon stadı olmayan takımlar ister istemez yarışın dışında kalıyor . Daha şimdi değil ama bir kaç sene sonra Cimbom'un bu stadda oynamakla ne kadar hayırlı bir iş yaptığını tam manada anlayacağız galiba. Tabi bu kadar geliri nasıl değerlendirirsiniz orası ayrı bir konu . Ona da iyi bir yönetim gerekiyor hani yani ....

Cantona'nın bir günü !!!

Nasıl bir adamdır, nasıl bir ruh hali var bu adamın siz karar verin :

Çalar saatlerden nefret ederim . Benim günüm kuşların kaprisleriyle başlar . Saat 9’da bir toplantım olabilir .Şayet kuşlar beni uyandırmazsa geç kalırım . Cosmos ile olan kontratım bu olasılılığı doğruluyor . Aynı zamanda , saat 6’da güneş doğarken tek bir serçe kuşu veya güvercinler tarafından ziyaret edilirim . Sorarım onlara “Beni niçin uyandırdınız ?” Kuşların cevabı hep aynıdır . “Eric bugün yaşamak zorundasın!”

Duş yapmaktan nefret ederim . Hiç aslan duş alır mı ?Hiç büyük kutup ayısı duş alır mı ? Hayır! Onun yerine yağmur suyunda yıkanırım . Manchester’da her gün yıkanırdım . Provence’de haftada bir kez . Burada New York’ta doğrudan banyoma doğru yönlendirilmiş oluklu bir çatı katım var . Gerçekten muhteşem !


Her sabah en azından 6 bardak sert kahve içerim . Sütten nefret ederim . Mülayimliğin aslıdır bu. Yeni doğmuş bir bebekken , annemin göğsünü bırakır kırmızı küçük bir bardaktaki liköre uzanırdım . Bu bardağı düşününce ağlarım .


Benim için hiçbir iki gün aynı değildir . Eğer aynaya bakar ve bir ressam görürsem resim yaparım . Eğer bir şair görürsem şiir yazarım . Çoğu kez aynada bir armadillo gördüm. Bunlar kötü günlerimdi .Yaratıcılığım sınır tanımaz. Son zamanlarda Steve Bruce (Güzel adam) hakkında bir sone ve II.Katerina’nın hayatına dayalı komik bir opera yazdım .


Cosmos’daki rolüm benim sanatsal verimimi engellemeyecek . Aksine , kendimi sadece futbol direktörü olarak değil sanat direktörü olarak ta görüyorum . Her ikisinde de toplantıdan kaçınacağım . Cantona bir “auteur”dür (yazar) . Bunu diğerlerinden öğrenmekte yetersiz olduğumu söylemek için söylemiyorum . Amacım hem Manchester United’ın Carrington tesisleri hem de Warhol’un yeni yetme sanatçı yetenekleri yetiştirdiği The Factory’ye benzer bir ambiyans oluşturmak .


Elbette , kendimi Ferguson ve Warhol gibi hayalcilerle mukayese etmiyorum . Ne Pele ne de Zidane’la da . Kendimi kısıtlanmamış bir güç , bir modern Da Vinci gibi görüyorum . Soru “Cantona nedir?”değil . Soru “Cantona ne değildir?”


Öğle yemeğine bir tutkum var . Favori yemeğim cassoulet ; ördekli , kazlı domuzlu ve fasulyeli güveç . Sizin kuru fasulyenizden değil . Kuru fasulyeden nefret ederim . İnsan ruhunu alçaltan bir tadı var . Öğle yemeğinde , şarap içerim ve kadehimi servetime ve Cantona’nın etkilediği herkese kaldırırım .


Sonra tekrar aynadaki yansımama bakarım . Belki şimdi bir aktör görürüm ve rol yapmalıyım . Aynanın önünde bir süre durur ve Molière’den okurum ya da Des Lynam’ı oynarım . Çok iyi oluyor ...!


Sonra oyuncularım Cosmonot’larımla vakit geçiririm . Onlar varlık bakımından benden epeyce düşük olmalarına rağmen onları coşturmak için elimden geleni yaparım . Sık sık daha fazlasını . Onları okşarım ve seslenirim .Sişşşt ! Siz muhteşemsiniz . Sonra sessizce kalakalırlar fakat gözleri der ki “Teşekkür ederim babacığım !”


Akşam yemeğine olan tutkum öğleye göre daha yoğundur . Akşam yemeği için seviştim ; yemeğe baktım ; kirletmek için değil ; yemeği yedim .


Akşamları benim en korkunç derecede yaratıcı dönemim . Aralık 1992’de Sheffield Wednesday’a karşı Leeds için oynadığım yorucu fakat ferahlatıcı bir maçtan sonra eve gittim ve hemen transa geçtim . 36 saat sonra , oturma odamım duvarında kandan sıvanmış Garry Mc Allister portesini bularak uyandım . Kimin kanıydı fikrim yok . Akşamleyin , beni cezbeden dürtülere dayanmak gerçekten imkansız.


Ve sonunda yatağa , rüyalar tiyatrosuna . Sanatı hayal ederim , Phil Neville’ı hayal ederim ve daima kırmızı bardağın düşünü görürüm .