05 Kasım 2009 Perşembe

Nereye koşuyor bu Arsenal ?

İngiltere'nin en genç yaş ortalamasına sahip takımlarından birisi de Arsenal . Arsene Wenger gençlere ve onların dinamizmine boşuna inanmıyor, çünkü genç takım daha fazla koşuyor . Takımın maç başına katettiği koşu ortalaması minimum 11km. (imiş). Yani Arsenal koşmuyor, resmen uçuyor. Yakın zamanda ligde ve Avrupa'da görülen fiyaskolara rağmen kimse şikayet etmiyor , çünkü takımda 21 ile 25 yaş arasında değişen bir çok futbolcu cirit atıyor. Bu futbolcular geçtiğimiz yıllara oranla kendilerini oturtmaya ve olgunlaşmaya başladılar . Kaptan Fabregas daha 22 yaşında ve şimdiden değer biçilemiyor. Takımı takır takır hem oynatıyor hem de oynuyor. Önümüzdeki 5 yılda futbolu forse edecek bir takım görüntüsü var, çünkü Henry'nin gidişinden sonra değişime giden takımın fidanı yavaş yavaş ağaç olmaya başladı bile. Müneccimlik yapayım biraz , Arsenal 5 sene içinde muhteşem işler yapacak (İçime doğdu, görüyorum evet görüyorum.) Wenger'in getirdiği genç oluşumun aynısına bizim ülkede de sabır gösterecek medya ve taraftarı Allah bu ülkeye de nasip etsin İnşallah ! Amin...!

Gökdeniz ve Devler Ligi !

Barcelona'dan puan koparmanın yolu , bundan böyle Barcelona'yı incelemek değil , puan kaybettiği maçlarda rakip takımların hangi taktikle ve ne şekilde Barça'ya karşı oynadığını araştırmak olacak galiba. Önceden herkes Chelsea'yi konuşuyordu , şimdi Rubin ve oyunu revaçta olacak . İki Barça maçından 4 puan çıkardı Gökdeniz'in Rubin'i . Maçtan önce Guardiola yorum yapmış. ; "Oyuncularım bugün sahada çok koşmak zorundalar , aksi takdirde sahada donarlar." diye. Soğuk Rusya gecesinde Gökdeniz'in takımı Barcelona'yı ve baş döndüren pas trafiğini durdurmak için daha çok koşmak zorundaydı ve bunu da başardılar . Gökdeniz Trabzon'da oynarken kendine buyruk topu alır, canının istediğini yapmaya çalışırdı. Rus takımı Gökdeniz futbolunu dinginleştirmiş, daha mantıklı hale getirmiş. Rusya yaramış Trabzonluya anlayacağınız . Türkiye'de tatmadığı başarıların üstüne bir de CL'de tur vizesi eklenirse hiç şaşırmamak lazım, çünkü ipler şu an itibariyle Rubin Kazan'ın elinde ...

04 Kasım 2009 Çarşamba

Sevin, sevinin , sevilin !

Drogba'nın Ligi , başkasının değil !

"Fucking disgrace!" ... Drogba'nın Barcelona ile oynanan CL yarı final maçında hakem Tom Henning Ovrebo'ya söylediği iki kelime . (Diğerlerini Allah biliyor!) . Bu sözler Fildişili'ye 3 maça malolmuştu . Dün İspanya'da A.Madrid karşısında 3 maç aradan sonra sahadaydı ve 2 tane çaktı . Drogba bence artık Şampiyonlar Liginin idollerinden , olmazsa olmazlarından birisi . CL ile bir jenerik mi yapılacak , hemen bu adamın bir kaç görüntüsünü araya sıkıştıracaksınız . Drogba için Şampiyonlar Ligi antreman gibi bir şey . Chelsea'yi kaç kez şahlandırmış , kaç kez ipten almış say say bitmez. Chelsea formasıyla CL'de 50. golünü attı Drogba. Bu maçların tadını bu kadar iyi çıkaran birini tanımıyorum . Fildişililer yatsın kalksın okuyup üflesin bu adama , bir daha gelmez karakıtaya böyle bir adam ...

Olmadı Başkan !

Seyircinin de , başkanın da artık şu hadiseden sonra sabır bardağı dolmuştur . Güzel günler beklemiyor takımı . Demirören Beşiktaş tarihinin gördüğü en gereksiz ve en çok (cepten) harcamayı yapan başkanı olarak bu tepkiyi gösterebilme yetkisini kendinde görmüştür ve de yanlış yapmıştır. Seyirciyle laf dalaşına girilmez , hele bir de bunu başkan bunu yaparsa, varın siz düşünün . En kısa zamanda başkanlığı bıraksa iyi olur ;yoksa camianın da , kendisinin de akıl sağlığı ve kimyası tamamıyla bozulmak üzere. Yazık , şu görüntüler dramdan başka bir şey değil. Acilen ruh çağırma seanslarına başlamalı , Beşiktaş ruhunu kaybediyor değil, kaybetmiş ...

03 Kasım 2009 Salı

Önemli olan boy değil ...

İngiltere Premier League'nin boy ortalaması en düşük olan takımı Manchester United'mış . En kısa United'lı futbolcu da 1.69 m boyuyla Paul Scholes . Orta sahada deli danalar gibi koşturan Anderson, uzakdoğulu Park ve Brezilya'lı ikizler Rafael ve Fabio, sakat Hargreaves ve golcü Owen takımın boy ortalamasını düşüren diğer adamlar . Zaten ilk planda mantıklı düşünürsek boya en çok ihtiyacı olan mevkiler genelde forvet ve defans hattı . Topu uzaklaştırmak ve kafa şutlarından faydalanmak adına bu adamların ortalama 1.80 civarı olmaları daha makbül. Berbatov, Vidic ve Ferdinand bu işleri yeterince yapıyorlar . G.Saray'ın efsane 2000 senesindeki Emre, Okan ve Suat'tan oluşan çalışkan, bücür orta sahayı düşünürsek , ikili mücadelelerin ve top kapmaların en fazla yaşandığı orta sahada rakibini sivrisinek gibi rahatsız eden, kovalayan adamların fazlalığı önem taşıyor. İkili mücadelelerde kısalar uzunlara göre daha seri ve daha avantajlı ; bunu tersine işleyen fiziki avantaj olarak değerlendirebiliriz. Kısacası, kısalar sizi ortaya alalım lütfen ...

Forvet dediğin Suarez gibi olmalı ...

Luiz Suarez ismini en yakın transfer döneminde sık sık duyacağınıza emin olabilirsiniz. Uruguay'lı forvet bu sezon Eredivisie'de oynadığı 12 maçta şimdiden 16 gol attı . 18 takımlı Hollanda Liginde şu an itibariyle tam 12 takımın ligde attığı gol sayısından fazla gol atmış bir adam kendisi. Ajax'ta 3. sezonu ve Ajax formasıyla 76 maça çıkmış ve toplamda attığı gol 55 . Suarez canı sıkıldıkça gol atıyor anlayacağınız ve yaşıda henüz 22 . Uruguaylılar ondan önümüzdeki sezonda büyük bir transfer bekliyorlar , çünkü ülkesindeki popüleritesi Forlan ve Lugano'yu geçmiş durumda. Euro 2008 öncesi Uruguay ile yaptığımız hazırlık maçında iki gol de bize sallamıştı hatırlarsanız. Teknik , bitiricilik, asist , kafa vs...Her şey var adamda. Bizimkiler paraları deli gibi saçacaklarına böylelerine saçsınlar razıyız. Şimdi alalım o zaman diyenleri duyabiliyorum. Ajax Suarez'den epey ihya olmayı ümit ediyor , anca Fener(!) alabilir bu adamı fakat Fenerbahçe'ye de yedirmezler büyük ihtimal . Gözünüz bu adamda olsun, gerçekten çok iyi forvet ...

01 Kasım 2009 Pazar

Panzer Bey : Andreas Möller

Almanlara neden Panzer dendiğini merak ederdim küçükken . Bu sorunun cevabını bulmama yardımcı olan kişi Andreas Möller olmuştu . Sahada donuk bakışlarıyla , her daim kendinden emin bir ifade çizen Möller topla resmen kanka olmuş , Almanya'nın en büyük hücuma dayalı orta saha elemanlarından birisiydi . Sanki attığı her top yerini bulur , topu hiç kaptırmaz gibi gelirdi bana. Üzerimde saygı ile karışık imrenme duygularının açığa çıktığı bir futbolcuydu kendisi.
1967 yılında doğmuş Möller . Onu piyasaya çıkaran Eintract Frankfurt olmuştu . Yukarıdaki resimde görüldüğü gibi bıyıkları yeni yeni terlemeye başlayan Möller , Frankfurt'un vazgeçilmezlerinden birisi olmuştu daha genç yaşlarda. Onu en çok ön plana çıkaran şey kesinlikle tekniği olmuştu. Rahat adam geçiyor ve tatlı sert futboluyla Almanya'nın gelecek vaadeden isimleri arasında kolaylıkla yerini aldı . Bundesliga özetlerini izlerken, adını pek zikrederdi TRT spikerleri . Hatta önceden bir arkadaşımla Vöeller-Möller iddiasına da girmiştim. Oğlum ! kıvırcık olan Vöeller , yakışıklı genç olan Möller diye . Futboluna hasta olduğum adamı nasıl karıştırırım len diye fırça da çekmiştim arkadaşa .
Möller Bundesliga'nın tozunu attırırken Milli takımda oynamaması da imkansız gibi bir şeydi zaten . 90,94 ve 98 Dünya kupalarını görmüştü . Sadece 90 yılında İtalya'da kupayı kaldırmak 1 kez nasip oldu . 85 kez üzerine geçirdiği milli forma altında 29 gol attı. Bundesliga ve Milli takımda oynarken neslinin en yetenekli futbolcularından birisi olarak görülse de , Alman medyası onu bencil olmakla ve başarısızlıklarda suçu arkadaşlarına atmasıyla eleştirmişti . Memleketinde oynadığı takımlarda vukuatsız yılları olmadı desek yalan olur. 95 yılında Karlsruhe ile oynanan maçta rakibi en az 1 metre uzağında olmasına rağmen kendisini yere bırakması ve penaltı kazandırması Almanya'da onu aşağıların aşağısına düşürdü. Olayın videosu burda. Hatta bu olay onu Milli takımdan geçici bir süre uzaklaştırılmasına neden olmuştu .
Bir anda Almanya'da sevilmeyen adam haline dönüşen Möller'i tekrar sempatikleştiren olay bir sene sonra Wembley'de gerçekleşecekti . İngiltere ile penaltılara kalan maçta , Seaman'ı avlayarak galibiyeti getiren golü kazandırmış ve tribünlere dönerek Hitler edasındaki kibirli ve sinir bozucu gol sevincini yapmıştı. Kaptan Möller Çeklerle oynanan finali kart cezalısı olması nedeniyle göremeyecekti , fakat turnuvaya ve daha sonraları kariyerine damga vuracak bir gol sevinciydi bu . Kulüpler bazında her şampiyonluğu yaşamış bir adamdı . İtalyan devi Juventus'ta oynarken UEFA kupasını , Dortmund'da oynarken Şampiyonlar Ligi , Kıtalararası Şampiyonluğunu ve 2 kez de Bundesliga Şampiyonluklarını gördü . 97 yılında Dortmund - Juventus finalinde eski takımı Juventus'a karşı oynadığı futbol şiir gibiydi . Borussia Dortmund'un muhteşem yıllarında ismini altın harflerle kazımış bir adamın daha sonra ezeli rakip Schalke formasını giymesi de başka bir ayrıntı .
Ruhr derbisinin yüzü suyu hürmetine Schalke'li Möller eski kulübü Dortmund tarafından epeyce protesto edildi . Ligin son maçında Daum'lu Stutgartt'a kaptırılan şampiyonluk ona fena halde dokundu. Sahada ağlayanlardan birisi de oydu. Kariyerin son döneminde tekrar Frankfurt'a dönüp eski günlerini yaad etmek istedi . Fakat yedek kulübesinden kurtulamadı. 2004 yılında futbolu kariyerini noktaladığını açıkladı .
Şu anda Oberliga'da Kickers Offenbach'ın teknik direktörlüğünü yapan Möller , hayatı boyunca her türlü turnuvaya katılmış ve her türlü kupayı kaldırmış olan ender futbolculardan bir tanesi . Sevmeyeni seveni kadar bol olsa da Almanlar hala onu unutamıyor ...

Erkeğin aklı ...!

29 Ekim 2009 Perşembe

Okutmalı şu sakalı

Zamanında George Hagi sakal bırakmıştı hatırlarsanız . Romenlerde adetmiş , evin büyüğü, reisi baba vefat ettiği zaman evlatlardan birisi 40 gün sakalı kesmezmiş. Bir de Souness dönemlerinde Hakan Şükür'ü hatırlıyorum , gol atana kadar kesmeyeceğim demişti . Maşaallah Robinson Cruseo gibi olmuştu , en sonunda golünü attı da , jilet değmişti suratına. Şimdi bu Beckham ne halt yedi de böyle bir sakal bırakmış anlayamadım . Yahu bu adam Gillette firmasının reklamlarında boy göstermiyor muydu bir aralar . Anlaşma bitmişe benziyor şu haliyle .Adam ne yapsa olay oluyor , etrafında sürüyle image-maker'ı var zaten . Şu aralar imaj olayını iplemiyor galiba , ya da biraz şöyle dolanayım mı diyor acep ..?

Ağlamıyorum , gözüme bir şey kaçtı ....

Hey gidi Larsson hey ! Dün gece kariyerinin son maçına çıktı ve maç bittiğinde gözyaşları yağmurla karışık yanaklarından yeşil çimlere dökülüyordu . 38 yaşında kramponlara veda etti İsveçli . Şu gözyaşları beni de bitirdi , mahvetti . Maçtan sonra şöyle demiş : "Bundan sonra işçi bulma kurumuna gidip bir takım şeyler yapmak zorunda mıyım , değil miyim bilmiyorum , fakat bana teklif edilecek işlere hayır diyebilecek kadar lüksüm ve şansım var . Şu anda sadece bir boşluk hissediyorum . Bu boşluğu bir şeylerle doldurmam lazım ." 5-10 sene içinde İsveç Milli Takımı veya Celtic'in başında bu futbol emektarını görürseniz şaşırmayın derim ...

27 Ekim 2009 Salı

Bacılarım bu işi biliyor !

Box to Box oyuncularımız olsa keşke !

Modern futbolda , son yıllarda futbol adamlarının sıklıkla kullandığı bir tabir : Box to Box Player . Nedir efendim bu ? İngilizler sahayı ikiye ayırmış, her birine box demiş . Her iki sahayı da coşturan , hem defansif hem de ofansif özelliklerini son raddesinde kullanan , orta sahadaki pas manyağı futbolculara bu isim veriliyor . Box to box olabilmek için en büyük gereklilik kusursuz bir kondisyon , sağlam ciğerler ve tabi biraz da teknik . Bu işi yapan adamların çoğu İngiltere'de oynuyor. Diğerleri de çok önemli liglerin güzide insanları . Örneğin : Gerrard , Lampard , Fabregas , Mascherano , Ballack , Essien , Carrick , Scholes , Barry , Xavi , Guti , Xabi Alanso vb... İngiliz ligini kaliteli yapan box to box olayı kesinlikle . Box to Box olayının babaları eski Manchester'lı Keane ve Arsenal'de oynarken Viera . Şimdi düşünüyorum da , tüm bu saydığım ve adını unuttuğum futbolcular maçların kaderiyle rahatlıkla oynayabilen isimler . Bu adamlara sahip olan takımlar genelde puan cetvelinin tepesini sahiplenmişler . Yabancılar bu işin farkına varmış ki , orta sahayı tutan adamları özellikle dikkatli belirliyorlar ve eğitiyorlar . Türk futbolunun bence ihtiyacı olan en gerekli eksiklerinden birisi de bu olsa gerek . Golcü yetişmiyor artık derken , orta sahayı unutuyoruz . Şu anda Türkiye'de oynayan en iyi box to box adam , geçen sezon hiç beğenmediğim fakat bu sene kendini bulan Emre Belözoğlu. Bizim Ayhan kıçı kırık bir şekilde idare ediyor. Tuncay ve Hamit Altıntop box to box olmaya uygun adamlar .Peki ya başka ...? Ey futbolcu olmak isteyen gençlik size sesleniyorum . Bırakın golcülük hayallerini , sizler de box to box olmaya çalışın . Kariyer de para da box'ın içinde . Ona göre haaa !

Yeni stad şart abi !

Hep Tottenham'ı İngiltere'nin Bursaspor'u ya da Kayserispor'una benzetmişimdir. İlk 4'ün içine bir türlü giremez , ama büyüklerin canını yakar . İlk 6 sıradan düşmez , fakat alt sıradaki takımlara da inanılmaz puanlar kaptırır . Londra ekibi her fırsatta büyüklerin arasında yer almak istediğini belirtir . Güzel de topçuları vardır , fakat istikrar konusunda istikrarlı değiller . Dün itibariyle resmi kurumlara yeni bir stad yapacaklarını resmen bildirmişler . 5 yıl içinde 1899'dan beri ikamet ettikleri White Hart Lane'den kurtulup , 67.000 kişilik fotoğraflarda görülen yeni stadına geçeceklerini dile getirmişler. İngiltere'nin en akustik stadınına sahip olacağı konusunda da iddialılar . Şampiyon olursun veya olamazsın , artık kulüpler modern ve şaşaalı bir stadyumun ekonomik anlamda kendilerine neler getireceğinin gayet farkındalar . Darısı futbol manyağı ülkemizin takımlarına diyelim ...

Barcelona Cimbom'dan daha kötüymüş beyler !

Dünya derbilerinde kendi sahasında üst üste bu kadar çok galibiyet alan bir takım var mıdır diye sordum kendime . İlk aklıma gelen El Clasico idi , diğerlerine bakmadım bile. Açtım , baktım ve diyorum ki sevinin ey Cimbomlular ; bizden de kötüsü de varmış ! 1949'dan 1965'e kadar geçen sürede Barcelona R.Madrid'le Barnebau'da oynadığı 14 maçı da kaybetmiş. ( 4 senelik daha hakkımız var:) )Yediği 49 gole karşılık ancak 8 golle karşılık verebilmiş Barça . Devran hep böyle mi dönmüş , tabi ki hayır , eninde sonunda bu seri bitip normale dönmüş işler . Şüphesiz Türkiye'de de bir gün bu seri sona erecek, ne zaman Allah bilir. Fakat Türkiye'nin en sefil ve ilkel stadlarından birisi olan Ali Samiyen'den Cimbomun acilen kurtulup Seyrantepe'ye göçmesi gerekiyor bir an önce . Çünkü ortada harbiden haksız bir rekabet var. Saraçoğlunun müthiş atmosferinde ezilen G.Saray'lı futbolcuların aynı eşdeğerde bir sahada pişip bazı şeyleri aşması gerekiyor galiba ...

25 Ekim 2009 Pazar

Alışmak sevmekten daha zor geliyor !

Siz siz olun Premier League'de bir maç izledikten sonra sakın Süper Lig'den bir maç , hele hele derbi izlemeye kalkışmayın . Üstüne üstlük G.Saray'ı Fener ile oynarken hiç ama hiç izlemeyin . Büyük Türk derbisi muhabbeti olmasa slow-motion'da maç izliyoruz sanırsınız . Sakat sakat sahaya çıkmış bir adamın sahada dolanmasına rağmen iki gol attığı , sonradan oyuna giren başka sakat bir adamın gol atıp , goller kaçırdığı bir maçtan Cimbom adına ne umarsınız ki . Kafadan maça yenik başlıyor Cimbom .Daha ısınırken gerginliğin içine dalan Arda'nın ruh hali suratına o kadar yansımıştı ki , sahada ne yaptığını bilmeyen , duvarın içinden geçip gereksiz çalımlara soyunan , pas trafiğinin içine eden bir virtüöz'den bahsediyoruz. Keita'nın kafasında ne tilkiler dönüyor merak ediyorum . Masum yüz ifadesinde yaptığı gaflet dolu işler zarardan başka bir şey değil. Gökhan Zan ve kaleci Franco en isabetsiz pas kim atarın derdindeydiler sanki . Elano bizim ülkede de sert futbolun oynandığını ne zaman öğrenecek acaba.Bazı şeyler isteseniz de olmuyor olamıyor . Kalesinde gördüğü 15 golle ligin en çok gol yiyen takımlarından birisi Cimbom . Rijkaard Servet'ten Pique , Zan'dan Puyol , Balta'dan Marquez ve Sabri'den Alvez yaratmaya çalışıyor . Ama olmuyor olamıyor işte , bunların eti budu bu . Defans sorunluuuuu yahu ! Rijkaard'ın yüzü suyu hürmetine sabır kelimesini çok zikrediyoruz fakat bu adamlar Hollandalının istediği işleri yapacak adamlar değil , kapasite bu kadar işte. Bu adamlar kötü mü , hayır .Fakat çok farklı adam hepsi .
Maçın en iyisi galiba Sarp idi. Ama yetmedi , yetemedi . Ayhan'ın zırvalıklarını kamufle etmeye çalışmaktan hakkıyla top dolaştıramadı . Nonda da ulen ne güzel maçı kulübeden izliyorduk , nerden girdik oyuna der gibiydi . Fenerbahçe çok mu iyi oynadı , hayır ! Fakat adamların bir planı var , hedefi var , nasıl oynamak gerekiyorsa harfiyen uygulamasını biliyorlar . Seyircinin buna katkısı da yadsınmaz. Bunlar koşmayan , ruhsuz ve umutsuz Cimbom'u haklamaya yetiyor . Hakem faciası da işin cabası . Dalgıç gibi atlayıp penaltı yaptıran Alex'e hakem sarıyı çakmalıydı . İşin bu boyutunu bırakalım , hiç bir G.Saray'lı futbolcu çıkıp pozisyona itiraz bile etmiyor , çünkü durumu kanıksamışlar . Bu sahadan eninde sonunda eli boş döneceklerini biliyorlar . Oynanan oyunla hakemden ve bahtsızlıktan bahsetmenin bir anlamı kalmıyor . Bu arada Baros'ta 2 ay yok , ayağında kırık varmış . Yatıp kalkıp Nonda'ya dua okuyalım artık . Bu ligde daha çok sular akacak olsun tesellimiz . Rastgele ...! Maç fotoları için TIKLA

24 Ekim 2009 Cumartesi

Zamanında Wonderkid idim ...

Ya o golü atamasaydın Ekrem ?

Ekrem kariyerinin belki de en rahat golünü attı . Attı atmasına da , topu boş kaleye sürerken , top filelerle buluşmadan önce ağzı kulaklarına varan görüntüsü vardı ya , ben ona takıldım işte. Öncelikle şunu söyleyeyim o hali hoşuma gitti . Ama - bir ihtimal işte-ya ayağı takılsaydı , ya da kaleci yetişseydi vs... o zaman o sevimli sırıtışı Akıllı Tv'nin hitlerine girerdi galiba . Bu arada Es-Es taraftarına da helal olsun . Üşenmiyorlar , sıkılmıyorlar koreografi olayını keyfe çeviriyorlar . Bizim Lige böyle eğlenceli , kalabalık taraftar lazım yahu ....

Domuzoğlu domuz gribi ! Futboldan uzak dur !

Okulda öğrencilerimden bazıları "Hocam şu domuz gribi zımbırtısı bizim buralara gelse de , okullar tatil olsa" diyorlar . "Oğlum bu hastalık herşeye bulaşsın da , futbola bulaşmasın" demiştim ben de onlara :) Zaten futbolla yatıp , kalkıyoruz ; bir de zevkimizden mahrum olmayalım dedik demesine ama ufaktan futbolu etkilemeye başlayacak bu meret anlaşılan. Paris-Saint Germain'li Ludovic Giuly ve Mamadou Sakho domuz gribine yakalanmış .Kulüp açıklama yapmamış fakat RTL radyosu bu adamların ismini vermiş. Hatta PSG yetkilileri Marsilya maçını iptal ettirmek istemiş ama maç oynanacak . Bu işin yakında moku çıkar ya hadi hayırlısı . Giuly de sevdiğim topçudur . Üzüldüm hakkaten, bakalım ilerleyen günler neyi gösterecek...

*Edit :Maç iptal oldu

22 Ekim 2009 Perşembe

Sabri !