São Paulo kalecisi Rogério Ceni'yi kıskanmamak elde değil hani . 100'ler kulübüne giren bir kalecinin attığı gollerin içinde penaltıların yeri tartışılmaz. Fakat attığı 56 frikik golünü görünce insanın şapka çıkarası geliyor . Frikik atmak harbiden bir yetenek işi . Devrik patron Hagi'den sonra G.Saray'ın frikik gollerini araki bulasın. Adam sağ sol dinlememiş . Ceza sahası yuvarlağından çok gömmüş kaleye ama ...
28 Mart 2011 Pazartesi
Kaleyi bulsun yeter !
São Paulo kalecisi Rogério Ceni'yi kıskanmamak elde değil hani . 100'ler kulübüne giren bir kalecinin attığı gollerin içinde penaltıların yeri tartışılmaz. Fakat attığı 56 frikik golünü görünce insanın şapka çıkarası geliyor . Frikik atmak harbiden bir yetenek işi . Devrik patron Hagi'den sonra G.Saray'ın frikik gollerini araki bulasın. Adam sağ sol dinlememiş . Ceza sahası yuvarlağından çok gömmüş kaleye ama ...
20 Mart 2011 Pazar
Shaktar Donetsk Mucizesi
Ukrayna futbolu bugün adından fazlasıyla söz ettiriyorsa kuşkusuz bunda Shaktar Donetsk ve Mircea Lucescu'nun payı büyük . Lucescu Shaktar ile 2004 yılında sözleşme imzaladığında çoğu futbolsever artık Romen teknik direktörün adı sanı yeterince duyulmamış bir takımla çaptan düştüğünü düşünüyordu. Aksine Shaktar ismiyle özdeşleşen Lucescu şu anda Avrupa'nın en çok saygı duyulan ve popüler isimlerinden birisi haline geldi . Kimse onun UEFA kupasını Ukrayna'ya getireceğini öngörmemişti . Ukrayna'nın ülke olarak bağımsızlığını kazanmasından beri futbolda kazandığı yegane kupa UEFA kupası. 2004 yılında geldiğinde takımı Şampiyon yapan Lucescu 2008-09 sezonu hariç birinciliği hiç teslim etmedi . Şu anda ligde en yakın rakibi Dinamo Kiev'e 9 puan fark atmış durumda ve muhtemelen bitime 8 hafta kalan ligde liderliği yine elden bırakmayacak . Shaktar'ın ligde yediği gol sayısı sadece 8 .

Rusya Ligi 2011-12
Bill'in haritaları gerçekten paha biçilmez. Geniş bir coğrafyaya sahip Rusya'nın deplasman trafiği oldukça ilginç. Özellikle Tom Tomsk takımına her yer deplasman ! Gittiği her maç için kilometrelerce yol tepmesi gerekiyor. Garip çocuklar gibi bir köşede kalmışlar sanki . Tabi kendi sahalarıda (Sibirya bölgesi)diğer takımlar için deplasmanın babası olsa gerek ...Resme tıklayın bir zahmet ...
24 Şubat 2011 Perşembe
14 Şubat 2011 Pazartesi
Güle güle Fenomen !
"Gücüm var , hamle zamanlamalarım da hala iyi . Fakat artık hızlı değilim ." demiş Fenomen ve son noktayı koymuş . Bu sakatlıklar canıma tak etti diye de eklemiş . Son yıllarda onu hep yağlarıyla, göbeğiyle ve uçkur skandallarıyla değerlendirdik. Ama o futbol dünyasının gördüğü en nadide yeteneklerden birisiydi . Gol nasıl atılırmışın dersini verdi yıllarca . Profesyonelliğe adım attığı Cruizero yıllarında civan gibi delikanlıymış , kalbimizde de öyle kalsın ...25 Ocak 2011 Salı
Cantona'nın bir günü !!!
Nasıl bir adamdır, nasıl bir ruh hali var bu adamın siz karar verin :Çalar saatlerden nefret ederim . Benim günüm kuşların kaprisleriyle başlar . Saat 9’da bir toplantım olabilir .Şayet kuşlar beni uyandırmazsa geç kalırım . Cosmos ile olan kontratım bu olasılılığı doğruluyor . Aynı zamanda , saat 6’da güneş doğarken tek bir serçe kuşu veya güvercinler tarafından ziyaret edilirim . Sorarım onlara “Beni niçin uyandırdınız ?” Kuşların cevabı hep aynıdır . “Eric bugün yaşamak zorundasın!”
Duş yapmaktan nefret ederim . Hiç aslan duş alır mı ?Hiç büyük kutup ayısı duş alır mı ? Hayır! Onun yerine yağmur suyunda yıkanırım . Manchester’da her gün yıkanırdım . Provence’de haftada bir kez . Burada New York’ta doğrudan banyoma doğru yönlendirilmiş oluklu bir çatı katım var . Gerçekten muhteşem !
Her sabah en azından 6 bardak sert kahve içerim . Sütten nefret ederim . Mülayimliğin aslıdır bu. Yeni doğmuş bir bebekken , annemin göğsünü bırakır kırmızı küçük bir bardaktaki liköre uzanırdım . Bu bardağı düşününce ağlarım .
Benim için hiçbir iki gün aynı değildir . Eğer aynaya bakar ve bir ressam görürsem resim yaparım . Eğer bir şair görürsem şiir yazarım . Çoğu kez aynada bir armadillo gördüm. Bunlar kötü günlerimdi .Yaratıcılığım sınır tanımaz. Son zamanlarda Steve Bruce (Güzel adam) hakkında bir sone ve II.Katerina’nın hayatına dayalı komik bir opera yazdım .
Cosmos’daki rolüm benim sanatsal verimimi engellemeyecek . Aksine , kendimi sadece futbol direktörü olarak değil sanat direktörü olarak ta görüyorum . Her ikisinde de toplantıdan kaçınacağım . Cantona bir “auteur”dür (yazar) . Bunu diğerlerinden öğrenmekte yetersiz olduğumu söylemek için söylemiyorum . Amacım hem Manchester United’ın Carrington tesisleri hem de Warhol’un yeni yetme sanatçı yetenekleri yetiştirdiği The Factory’ye benzer bir ambiyans oluşturmak .
Elbette , kendimi Ferguson ve Warhol gibi hayalcilerle mukayese etmiyorum . Ne Pele ne de Zidane’la da . Kendimi kısıtlanmamış bir güç , bir modern Da Vinci gibi görüyorum . Soru “Cantona nedir?”değil . Soru “Cantona ne değildir?”
Öğle yemeğine bir tutkum var . Favori yemeğim cassoulet ; ördekli , kazlı domuzlu ve fasulyeli güveç . Sizin kuru fasulyenizden değil . Kuru fasulyeden nefret ederim . İnsan ruhunu alçaltan bir tadı var . Öğle yemeğinde , şarap içerim ve kadehimi servetime ve Cantona’nın etkilediği herkese kaldırırım .
Sonra tekrar aynadaki yansımama bakarım . Belki şimdi bir aktör görürüm ve rol yapmalıyım . Aynanın önünde bir süre durur ve Molière’den okurum ya da Des Lynam’ı oynarım . Çok iyi oluyor ...!
Sonra oyuncularım Cosmonot’larımla vakit geçiririm . Onlar varlık bakımından benden epeyce düşük olmalarına rağmen onları coşturmak için elimden geleni yaparım . Sık sık daha fazlasını . Onları okşarım ve seslenirim .Sişşşt ! Siz muhteşemsiniz . Sonra sessizce kalakalırlar fakat gözleri der ki “Teşekkür ederim babacığım !”
Akşam yemeğine olan tutkum öğleye göre daha yoğundur . Akşam yemeği için seviştim ; yemeğe baktım ; kirletmek için değil ; yemeği yedim .
Akşamları benim en korkunç derecede yaratıcı dönemim . Aralık 1992’de Sheffield Wednesday’a karşı Leeds için oynadığım yorucu fakat ferahlatıcı bir maçtan sonra eve gittim ve hemen transa geçtim . 36 saat sonra , oturma odamım duvarında kandan sıvanmış Garry Mc Allister portesini bularak uyandım . Kimin kanıydı fikrim yok . Akşamleyin , beni cezbeden dürtülere dayanmak gerçekten imkansız.
Ve sonunda yatağa , rüyalar tiyatrosuna . Sanatı hayal ederim , Phil Neville’ı hayal ederim ve daima kırmızı bardağın düşünü görürüm .
9 Ocak 2011 Pazar
Zenginin malı, züğürdün çenesi ...
Dünya malı dünyada kalsın , adamların ne kazandığı bizi ilgilendirmiyor . Parasını helal ettirsin yeter; zaten taraftar ahalisi topçu işini yaptıktan sonra parayı aklına bile getirmez. Ama insan yine de merak ediyor işte , bu para nasıl harcanıyor diye . Futebol Finance 2009-2010 senesinde en çok kazanan 50 futbolcunun listesini vermiş , yeni farkettim . Ben 20'sini size veriyorum . Messi nasıl Ibrahimovic'in gerisine düşmüş merak içindeyim .Oynadığı futbol ve yaptığı işlerle aldığı para az gibi geldi bana . Neyse fazla konuşmayayım , tövbe,tövbe...
22 Aralık 2010 Çarşamba
25 Kasım 2010 Perşembe
Ballon d'Or - FIFA XI
FIFPro'ya (Profesyonel Futbolcular Birliği) bağlı 50 bin profesyonel futbolcunun Ballon d'Or yılın 11'i için seçtiği 55 futbolcu belirlenmiş. Listede 18 tane La Liga'dan ,17 tane Premier League'den, 15 tane Serie A'dan , 4 tane Bundesliga'dan ve 1 tane de Ligue 1'den olmak üzere toplam 55 futbolcu var . Dikkatimi ilk çekenler Alman oyuncuların azlığı , defans oyuncusu olarak Gareth Bale'in görünmesi (şahsen ben onu defansif olark bir türlü düşünemiyorum),çakma Alman olsa da Mesut Özil'in de olması (sevindim), 9 Real Madrid'li ,7 Barça'lı futbolcunun bulunması . İspanyol futbolcular 11'in tapusunu alır büyük ihtimalle . Bir de Forlan bu 11'de olmazsa üzülürüm harbiden...
Defans: Daniel Alves (Brezilya, Barcelona), Gareth Bale (Galler, Tottenham Hotspur), Michel Bastos (Brezilya, Lyon), Ashley Cole (İngiltere, Chelsea), Patrice Evra (Fransa, Manchester United), Rio Ferdinand (İngiltere, Manchester United), Philipp Lahm (Almanya, Bayern Munich), Lúcio (Brezilya, Internazionale), Maicon (Brezilya, Internazionale), Marcelo (Brezilya, Real Madrid), Alessandro Nesta (Italya, Milan), Pepe (Portekiz, Real Madrid), Gerard Piqué (İspanya, Barcelona), Carles Puyol (İspanya, Barcelona), Sergio Ramos (İspanya, Real Madrid), Walter Samuel (Arjantin, Internazionale), John Terry (İngiltere, Chelsea), Thiago Silva (Brezilya, Milan), Nemanja Vidic (Sırbistan, Manchester United), Javier Zanetti (Arjantin, Internazionale)
Orta Saha: Esteban Cambiasso (Argentina, Internazionale), Michael Essien (Ghana, Chelsea), Cesc Fábregas (Spain, Arsenal), Steven Gerrard (England, Liverpool), Andrés Iniesta (Spain, Barcelona), Kaká (Brazil, Real Madrid), Frank Lampard (England, Chelsea), Javier Mascherano (Argentina, Barcelona), Thomas Müller (Germany, Bayern Munchen), Mesut Ozil (Germany, Real Madrid), Andrea Pirlo (Italy, Milan), Bastian Schweinsteiger (Germany, Bayern Munich), Wesley Sneijder (Netherlands, Internazionale), Xabi Alonso (Spain, Real Madrid), Xavi (Spain, Barcelona)
Forvet: Dimitar Berbatov (Bulgaristan, Manchester United), Didier Drogba (Fildişi Sahilleri, Chelsea), Samuel Eto'o (Kamerun, Internazionale), Diego Forlán (Uruguay, Atletico Madrid), Gonzalo Higuaín (Arjantin, Real Madrid), Zlatan Ibrahimovic (İsveç, Milan), Lionel Messi (Arjantin, Barcelona), Diego Milito (Arjantin, Internazionale), Arjen Robben (Hollanda, Bayern Munich), Ronaldinho (Brezilya, Milan), Cristiano Ronaldo (Portekiz, Real Madrid), Wayne Rooney (İngiltere, Manchester United), Carlos Tevez (Arjantin, Manchester City), Fernando Torres (İspanya, Liverpool), David Villa (İspanya, Barcelona)
23 Kasım 2010 Salı
Drogba & Mourinho
" Didier Drogba Marsilya'nın efsanevi Velodrome'unda oynanan bir Şampiyonlar Ligi maçının 5. dakikasında hayatıma girdi . 11 numaralı formayı giyen o dev adam topu filelerle buluşturduğunda yerime nerdeyse oturamadım . Onun bu golü hayatında attığı son gol gibi kutladığını hatırlıyorum . Tüm stad delirmişti ve gürültü kulakları sağır ediyordu . Devre arasında onu tünelde buldum ve dedim ki :-Seni alacak param yok , fakat Fildişi Sahillerinde senin gibi oynayan hiç kuzenin var mı ?
O stresli eleme maçının ortasında kahkaha attı, bana sarıldı ve dedi ki :
-Bir gün beni satın alabilecek bir kulüpte olacaksın .
6 ay sonra Chelsea'ye imzayı attım . Herkesin anlaşmak isteyeceği ve içinde olmayı arzuladığı büyük bir kulüple anlaşmıştım . Önümde bir çok seçenek vardı . Fakat ben gelir gelmez dedim ki :
-Didier Drogba'yı istiyorum !
Bir kaç yönetici şüpheyle bana yaklaştı ve sordu . Niçin şunlar şunlar değil de bu ?Onun buraya uyum sağlayabileceğine emin misin ? O yeterince iyi mi ?
Sonra tekrar dedim ki :
-Ben Didier Drogba'yı istiyorum !
Bir kaç gün geçti . Drogba ile Londra'daki özel bir havaalanında bir araya geldim . Yeniden bana sarıldı , fakat bu sefer unutulmaz bir şekilde .Bana dedi ki:
-Teşekkür ederim .Senin için savaşacağım . Pişman olmayacaksın . Ömrüm boyunca sana sadık kalacağım.
Ve yaptı da..."
Jose Mourinho'nun Didier Drogba'nın otobiyografisi için yazdığı önsözden bir kaç bukle...
6 Eylül 2010 Pazartesi
İspanyollar La Bombonera'da
Yarın İspanya Arjantin topraklarında Arjantin ile hazırlık maçı yapacak . İspanyol futbolcular Boca Juniors'un sahası Bombonera'da olmaktan fazlasıyla mutlu . Sanki daha önceden hiç büyük bir stadda bulunmamış kadar heyecanlı bir şekilde hatıra fotoğrafı çekilmişler. Bu arada iyi bir maç olacak ve yarın 23.00'de . Maçı veren bir kanal var mı bilmiyorum fakat bir şekilde internetten bu maçı bulmak lazım...Napoli ve Maradona bir sevdaydı !
Serie B'ye düşmemek için sürekli bir taraflarını yırtan İtalya'nın bu şirin kenti Diego'nun gelmesiyle bambaşka bir kimliğe büründü . Maradona gelir gelmez , futboluyla İtalya'nın kuzeyinde bulunan büyük ve mağrur kulüplere adeta meydan okumaya başladı . Sekiz çocuklu bir ailenin 5. çocuğu olarak Buenos Aires'in fakir mahallerinde serpilen Diego'nun hayatıyla Napoli kentinin kendisi birebir örtüşüyordu ve bu yüzden Napoli takımı Diego'nun hayatı boyunca yeteneklerini doyasıya kullandığı nadide bir kulüp oldu .
İlk yılnda takım ligi 8. sırada bitirdi . Bu aslında yabana atılmayacak bir başarı sayılabilirdi . Çünkü Napoli Diego'dan önce düşme korkusunu sürekli yaşar hale gelmeye başlamıştı . 86 Dünya Kupası'nın Maradona'ya kazandırdığı en büyük katkısı belki de rakiplerinin onla oynarken karşısında engel olamadıkları bir eziklik yaşaması olabilirdi . Onu durdurmak öylesine zordu ki . 87 yılında oynadığı futbol resmen Napoli'ye tavan yaptırdı. Napoli tarihinde ilk kez İtalya Liginin Şampiyonu oluyordu . Sahada yaptığı her hareket , Sao Paolo'nun 60.000 taraftarını zevk alemine sokuyordu . Brezilyalı Careca sırf Diego ile beraber oynayabilmek için kendisine gelen bütün teklifleri reddetmiş ve üzerine Napoli formasını geçirmişti .
Careca, bir başka Brezilya'lı Alemao , Ferrara , Giordano , De Napoli ve Maradona 87 yılında gelen ilk Scudetto ile çıtayı yükseltmişti . Fakat ertesi sezon bu futbolcuların hegemonyasına meydan okuyan Van Basten ve Gullit'li Milan ve Mattehaus'lu Brehme'li Inter Napoli'nin önlenemez yükselişine son vermek istiyordu . Kulüp 87-88 sezonunun son 7 maçında 5 inanılmaz yenilgi alınca taraftar ufak çaplı bir hayalkırıklığı yaşadı . Fakat Maradona Napolililerin gönlünü çok iyi aldı çünkü tarihinin ilk Serie A Şampiyonluğunu kazanan Napoli bu seferde tarihinin ilk Avrupa başarısını elde ediyor ve UEFA Kupasını müzesine götürüyordu . 15 golle Maradona gol krallığı sevincini de yaşamıştı .
Maradona güneyin gururuydu . Çünkü İtalya'nın kuzeyi ile güneyi arasında bariz bir şekilde hissedilen bir ayrımcılık söz konusuydu . Refah düzeyi ve gelişmişliği ile güçlü bir yapıya sahip olan kuzey'in futbol kulüpleri güneye fazla şans tanımıyordu. Maradona ile Napoli'nin başkaldırısı bu yüzden büyük anlam taşıyordu. 89-90 yılında gelen 2. Serie A Şampiyonluğu sevince sevinç katmıştı . Napoli halkı Maradona'ya bizler gibi etten kemikten yaratılmış bir insan gözüyle bakmıyordu artık . Hatta o sene İtalya'da düzenlenen Dünya Kupası'nda kendi ülkesi yerine Maradona'yı destekleyen bir sürü Napoli'li vardı. Bu durum İtalyanları fazlasıyla rahatsız ediyordu. Arjantin milli marşının ıslıklanmadığı tek stad Napoli stadı olmuştu .
23 Temmuz 2010 Cuma
Bir dirhem et ....
Havasından mıdır suyundan mıdır bu Brezilya insanı acaip acıktırıyor galiba . Memleketine kaçan Brezilyalı topçular güzel semiriyor mübarekler ! Ronaldo efendi yine aldığı kiloları verebilmek için kasıyor her zamanki gib . Yahu ben şu Brezilya mutfağını iyiden iyiye merak etmeye başladım ...
Al komşuyu vur bize !
Olympiakos Liverpool'un İspanyol futbolcusu Albert Riera'yı renklerine bağlamış adamı Atina havaalanında 1000 taraftar meşaleler ve tezahuratlarla karşılamış . Ben de zannederdim havaalanı muhabbeti sadece özellikle bizde olur diye . Gören de Atina'ya Messi indi zannedecek . Hazzetmeyiz bu Yunanlıları fakat bize de benzemiyorlar değil hani ...
12 Temmuz 2010 Pazartesi
Siftah...!
5 Temmuz 2010 Pazartesi
Juninho fırçaladı...!
"Ülkem adına üzgünüm ama elendiğimize hiç te şaşırmadım . Afrika'daki Seleçao takımı kusurlu bir takımdı . Hezimetin sorumlusu Dunga'dır . Ronaldinho bu kadroda olmalıydı . Eminim ki Ronaldinho şu an takımdaki iyi adamlardan bile % 70 daha hazır ve iyi oynar . Kaka'yı oyunda rahatlatmak için kullanılabilirdi . Ayrıca Real Madrid'li Marcelo'nun da bu milli takımda oynaması gerekiyordu . Dunga Kofederasyon Kupasındaki kadrodan şaşmadı . Takımın belli bir oyun stili yoktu . Çoğu futbolcu yerinde oynatılmadı. Melo çıldırttı. Bu takımın köklü bir değişikliğe ihtiyacı var . 2014'e kadar hocasından, teknik heyetine , sağlık ekibinden basın görevlilerine kadar her şey sil baştan olmalı . " Juninho Pernambucano
1 Temmuz 2010 Perşembe
G.Amerika ülkeleri neden daha başarılı ?
G.Afrika'daki turnuva bir nevi G.Amerika ülkeleri için balayı gibi geçmekte. Kalburüstü Avrupa ülkelerinin beklenenden çabuk havlu atması ve birazda eşleşmelerin latin ülkeleri için daha tercih edilir olmasından dolayı G.Amerika ülkeleri Afrika'da daha fazla günler geçirmekte. Şu ana kadar G.Amerika ülkeleri farklı kıta devletleri ile oynadığı 18 maçın 12 'sinde galibiyetle ayrıldı , 5 beraberlik ve 1 yenilgi aldı .Tablo muazzam !
Peki ne oldu da bu ülkeler bu turnuvada bu kadar öne çıktı . Bunun için farklı teoriler üretilmekte. Şili ,Paraguay ve Uruguay gibi ülkerin futbolcuları Avrupa'nın önemli liglerinin önemli takımlarında son dönemlerde fazlasıyla mevcut. Kaliteli liglerde staj yapan futbolcular kendi ülkeri için oynadığı zaman, bir araya geldikleri zaman tecrübelerini iyi yansıtıyorlar .
Bir başka teori G.Amerika'lı futbolcuların Avrupa'lı meslektaşlarına göre daha dayanıklı ve mental açıdan daha hazırlıklı olmaları. Avrupa'da oynayan G.Amerikalı futbolcular binlerce kilometrelik yolları sürekli tepip farklı ülkelerin koşullarına ayak uydurmak zorunda kalıyor. Bu da onlara dayanıklılık kazandırıyor. Avrupa'nın kusursuz sahaları ve daha az hata yapan hakemlerine oranla , G.Amerika'da kötü saha koşulları , uzun seyahatlar, kötü hakemler ve yükseklik farkı buradaki futbolcuların farklı koşullara ve zorluklara uyumunu teşvik ediyor. Ayrıca kendini bir hayli geliştiren ve taktik versiyonları iyi yöneten teknik adamların da başarı da önemli payı var. Afrika ile paralellik gösteren iklim şartları ve saha koşullarının da etkisini unutmamak gerekiyor ... 28 Haziran 2010 Pazartesi
Yaş olayı !
Almanya İngiltere karşısında 25,36 yaş ortalamasıyla sahaya çıktı . Takımın en yaşlıları Klose(1978) ve Friedrich (1979) idi. Sahanın en genç ismi 2 gol atan 1989 doğumlu Müller'di. Diğer futbolcuların yaşları 22-26 arasında gelip gidiyordu. Kendimi bildim bileli Almanya veteranların, yaşlı kurtların ve tecrübeli futbolcuların takımı olmuştur. Gelgelelim futbolun süratinin arttığı son dönemlerde sahalar artık genç ciğerlere emanet. Futbol artık yavaş yavaş gençlerin oyunu olmaya doğru gidiyor. Panzerler bu işin gayet bilincinde ve gençlerin önünü açmaya yönelik yeni politikalar uygulamaya başladı. İngiltere milli takımının Almanya önünde yaş ortalaması 29,5 idi . Sahanın en yaşlısı 40 yaşındaki kaleci David James idi . A.Cole,Terry,Upson,Gerrard ve Lampard 30 ve üzeri yaşlarıyla belkide son Dünya Kupasını oynadılar. Artık onlar için, İngiliz futbolu için çanlar çalmaya başladı. Yaş haddi olayı önümüzdeki senelerde keskin çizgileriyle daha çok tartışılır gibime geliyor...
25 Haziran 2010 Cuma
Milli vukuatlar...!
Domenech tarafından şutlanan Anelka'nın bu ilk vukuatı değil biliyorsunuz .2003 yılında Jacques Santini'ye medya yoluyla yüklenen Anelka "Benim Fransa Milli takımına ihtiyacım yok . Santini önümde diz çöküp benden özür dilerse belki Milli formayı yeniden düşünebilirim" demişti .Bundan önceki dönemlerde de futbolcular ve milli takım teknik direktörleri arasında nahoş olaylar olmuştu, bir kaçını hatırlayalım ...
88 yılında Çekoslavakya ile oynanan bir hazırlık maçına çağrılmayan Eric Cantona , teknik adam Henri Michel'e çok kızmış ve hemen basını toplamıştı . Basın toplantısında " Mickey Rourke ile ilgili bir şey okudum , çünkü Rourke sevdiğim bir adamdır. Rourke Oscar ödüllerini kaale alan bir adam bok torbasından başka bir şey değildir demişti. Bu laf hoşuma gitti çünkü tam Henri Michel'i anlatıyor ." Bu sözlerinden sonra Cantona 10 ay boyunca milli formayı göremedi .
96 yılında Avrupa Şampiyonasında Edgar Davids hocası Guus Hiddink'i kendisini yanlış yerde oynatmakla suçlamış ve sonrasında De Boer kardeşler ve Bergkamp'a assholes ! sıfatını yapıştırmıştı., Hiddink'i bu futbolcuların sözünden çıkmamakla suçlayan Davids portakallardan acilen şutlanmıştı .
2002 yılında İrlanda'ya sunulan hazırlık ortamını ve antreman tekniklerini beğenmeyen Roy Keane kampı terketmiş ve daha sonra yazdığı biyografisinde hocası Mick McCarthy'e düşmana söylenmeyecek küfürleri sıralamıştı .
98 Dünya Kupasında Zagello tarafından milli takıma seçilmeyen gol makinası Romario Teknik direktör Zagallo ve yardımcısı Zico'nun karikatürünü çizip kendi barında sergilemişti . Karikatürde tahtta oturan Zagallo'ya Zico tuvalet kağıdı uzatıyordu .
Claudio Caniggia ve Fernando Redondo 98 yılında Fransa'da düzenlenen Dünya Kupası öncesi Daniel Passeralla tarafından milli takımdan azledildiler. Sebep ; Passeralla'nın uzun saçlı futbolculardan saçlarını kestirmeleri yönündeki talebiydi . Özellikle saçlarıyla ekol olan Caniggia ve Redondo kesinlikle bu isteğe karşı çıkmış ve bu talebi üstü kapalı eleştirmişlerdi . Sonuç olarak Fransa uçağı yolcu listesinde onların isimleri yoktu...



